Özgürlüklerimiz

Yeni yasa onaylandı bilmem duyanlarınız oldu mu?Belimize silah takıp gezmemiz artık rüştümüze erdiğimiz yaş olan 18 itibariyle mümkünken sanırım sahibi olduğumuz silahı ayık kafayla kullanmamız için içki içme yasağı (pardon reklam yasağı) 15-24 yaş arası genç kabul edilen nesil için yasaklandı. Bunun yanı sıra Adana’da ,Hakkari’de polise taş atan çocukların mahkemeleri devam ediyor ve 4 senedir sonuçlanamayan Hrant davasının zanlısı Ogün Samast kalıbıyla çelişse bile suçu işlediği zaman çocuk sayılabileceği ihtimalinin ağırlık kazanmasıyla çocuk mahkemesinde yargılanmak için hazırlanıyor. KCK davası için uzun uzun iddianame yazıp akıllarınca tutukluk sürelerini uzatan adalet sistemimizin,yakın zamanda Hizbullahçı olan pek çok kişiyi sokaklara salıverilmesi de cabası.”Tam bağımsız ve Demokratik bir Ülke” diyenlere içeride yer açmak için olsa gerek bu yeni yasa. Bu yasalar kabul edildikçe referandum geçiyor aklımdan.Mevcut özgürlüklerimizin sınırlarının azalması muhtemelken aksine iyice belirginleşiyorlar sanki.An itibariyle içki ve sigara içmemiz yasak.Sanırım sevinmeliyiz buna.Artık daha uzun yaşayabilecek ve tershanelerde,madenlerde daha uzun süre iş görebileceğiz.Ne de olsa bedenimiz bu yasaklardan arındığı için daha sağlıklı.Yumurtaları da rektörümüzün misafiri olarak gelen bakanlara atmayıp yiyeceğimize göre zekamız daha çok artacak ama her üniversite mezununun illa iş bulmasının gerekmediği bir ülkede zekaya ne gerek var değil mi?!Küçük bir mesele var yalnız.Bu yumurtaları hangi parayla alacağız?Kira,fatura,çocukların ihtiyaçlari,eğitim,sağlık masrafları,vs karşılanınca geriye kalan para yumurta gibi ufak bir lüksü karşılar mı sizce? KÖŞK’TE DAVET VAR Geçen hafta boyunca öğrenci haberleri vardı televizyon kanallarında.Çoğu yandaş kanal her zamanki gibi eylemlere daha az yer verdi.Yine de her kanalın bu haberlere rağbet etmesi akranlarım için şaşırtıcıydı.Bu ilginin sebebini haftanın temposuzluğuna ve muhtemel haber azlığına bağlamak çok mümkün.Elbetteki sebep yandaş medyanın yandaşlıktan vazgeçmesi olamaz.(Bu kadar çocuk değiliz,15-24 yaş arası genç tanımına uyuyoruz hatta çoğumuz aşıyoruz bile bu sınırı.) Köşk’e yemek yemeye gidenler ve Köşk’teki yemeğe aralarında para birleştirip gidenler(ama içeriye alınmayanlar).Bu iki genç grubu arasındaki farklar iki resim arasındaki 7 farktan daha fazla ve belirgin görebildiğiniz üzere.Televizyonunu açıp bu haberlere rastlayan izleyiciler(çoğu bahsi geçen 15-24 yaş arası gençler değiller;onlar daha ziyade sanal alemde günlük ruh halleri hakkında yayın yapıyorlar.) için çok ilgi çekici bir konu olmasa gerekki haberin gösterim süresi çok uzun değildi. … ODTÜ Ötk başkanı anadilde eğitim meselesininin, öğrencilerin genel sorunlarından biri olmadığını vurgulayıp ,bazı “marjinal” öğrenci gruplarını ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik eylemleri için eleştirdi.İster istemez düşündürüyor, öğrenci sorunlarını tartışmaya gitmiş olan seçilmiş öğrenciden duyduğum sözler beni.Kimliğimi çıkarıp bakıyorum.Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğumu görüyorum.Sonra öğrenci kimliğim dikkatimi çekiyor ve benim de onlardan biri olduğum, öğrenci olduğum düşüyor aklıma.Sonra cüzdanımda duran babamın fotoğrafına bakıyorum.Esmer ve gür saçlı bir adam.Bu adamın nasıl da kürtlere benzediğini o an yine farkediyorum.Aynı kandan oluşumuzun elbette farkındayım ama Kürt bir babanın evladı olarak bu kadar Türk büyütülmüş olmak yine de şaşırtıyor beni. Tek kelime Kürtçe bilmiyorum,asıl memleketim olan Dersim’i çocukluğum dışında gördüğümü hatırlamıyorum.Aklıma annemin köyüne gittiğimde görüğüm yaşlı bir teyzenin yüzündeki dövmeler geliyor yalnızca.Sonra o teyzenin yıllardır Türkiye’ye giremediği için göremediği kızından gelen eskimiş yüzüğünü ikide bir çocuk yaştaki bana ve ikizime gösterişini anımsıyorum.Mavi bir taşı olan yüzük en başında çok ilgimizi çekerken yalnızlıktan biraz aklını yitirmiş olan teyzenin sürekli yüzüğünü bize göstermesi bir süre sonra sıkıyor canımızı.Zaten anlamadığımız “Gelemez,daha kalması gerek Almanya’da”,”Hayır,orada olduğunu pek bilen yok.” “Kaçak” gibi sözlerin arasından uzaklaşıp tezeklerin kurulamaları için konulduğu geniş bahçeye çıkıyoruz.Bir kütük parçasının üzerine çıkıp sırayla şarkıcılık oynuyoruz kardeşimle.Birden etraftaki köy çocuklarının bizi izlediklerini farkedip utançla eve kaçıyoruz(Şehirli olmaktan ilk kez utandığım zaman o olsa gerek.).Aramızdaki farkları anlayamayacak ama azıcıkta olsa içimizde eziklik hissedecek yaştayız kardeşimle. Eve dönünce babama soruyorum neden bizim de Kürtçe bilmediğimizi.Babam ilerde kursa yollarım sizi diyor.Şu güne dönüyorum yavaş yavaş.Hala kursa gidememiş olmak biraz keskin bir sızı olup geçiyor içimden.Seneye diyorum,seneye kendi kendime öğreneceğim. ODTÜ Ötk başkanın iki dil hakkındaki kısa konuşmasını benim de yayın yapıp hayatımı naklettiğim sosyal ağlardan biri olan Facebookta görüp okuyunca bunlar düşüyor aklıma. İçten içe seviniyorum bana unuttuğum bu güzel anıları ve o eziklik hissini anımsattığı için.Sonra biraz hınçla dolup yayın yapıyorum herkesin okuması için,okuyup biraz empati kurabilmeleri için.Ancak dilini bilmeyen,babasıyla annesiyle farklı geleneklerle büyütülmek zorunda kalan,babaannesi ve babası konuşurken onlara uzaktan bakıp anlamaya çalışan,aslen nereli olduğunu çoğu kişiye çocukluktan gelen bir alışkanlıkla söylemeye çekinen,çoğu kimliğinde TC vatandaşı yazan ve bu memlekette yaşadığı ve vatandaşı olduğu halde hiçbir hakkı olmayan ,azınlık bile sayılamayacak kadar asimile edilmeye başlayanlar anlayabilir. BÜYÜK OSMANLI Ben bunları düşünürken bir dizi başlıyor.Osmanlı’nın muhteşen sultanlarından birinin haremindeki kadınlarının entrikalarıyla alakalı.Daha bir kaç saat geçmeden sosyal medya ağları,bloglar vs öfke kusmaya başlıyorlar.Böyle değerli bir miras ayaklar altına alınıyormuş,çocuklar için faydalı değilmiş vs. Aylar evvel bir kadının hem amcayı hem yeğeni aynı anda idare edişini ve finaldeki intihar sahnesini bayıla bayıla izleyip çocukların gelişimi için bu kadar yaygara koparmayan çok duyarlı kimseler,şimdi bu kıymetli hazinenin yerle bir edilmesinden fazlasıyla korkmuş vaziyetteler.Memleketlerinde olan biteni dizilerle takip eden, birlik ve beraberliklerine damarlarındaki” kutsal” kanın son damlasına kadar sahip çıkan ve sayısı günden güne artan güruhun Osmanlı hayranı olması biraz çelişkili benim için.Onların “şanlı ve kutlu mazisi” Osmanlı’nın yitip gitmesiyle başlıyor sanıyordum çünkü. İnsanların ne giyeceğini,hangi dilde konuşacağını,kaç yaşında babalarının kadehinden ilk kez rakı yudumlayacaklarını yasalar belirleyebilir mi?O halde özgür iradeye ve düşünebilme yeteneğine sahip olmamız, bizim yerimize bu kararları verebilecek olan bir hükümete sahip olduğumuz sürece gereksiz. Ne mutlu ki evimizde memlekette olan bitene biraz ilgi duymadan,her akşam aynı koltuğa mayışmış bir halde gündemi dizilerden takip edebilecek vaktimiz kalıyor

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s