Efgar

-Rakı mı içsek?

-Olur,yarın akşam gidelim mi?

-Anlaştık!

Hava henüz kararmamışken biraz da soğuk esmesine rağmen dışarıdaki boş masalardan birine kurulur 3 arkadaş.Uzun zamandır yanlarında olmayanı baş köşeye,karşılarına oturturlar farkında olmadan.

“İnsan neden sahip olduklarını somutlaştırmak ister?” der demez susturulur dostlardan bir tanesi.”Alıştım, neyse.”diye geçirir içinden bozuklukla.

Garson küçük tabaklara konmuş az miktarda mezeleri masaya getirmeye başlar.Kimse ,bilindik bir alışkanlıkla masada olan mezelerden sevdiklerini yanına çekmez;aksine karşısındaki dostu hangisini seviyorsa onun önüne koyar, tanıdık bir duyguyla.Sonra kadehler gelir masaya,yarıya kadar bembeyaz anason kokusu ve buz parçaları dağılır etrafa.

Biraz su ekler bardaklara,rakıya daha alışık olan, el yordamıyla.

Rakının rengi döndükçe 3 kadının bakışları da değişir,hisleride.Dolan son bardaktır sanki,suyla tanışan ilk rakı gibidir.

Diretmez kimse,aç karnına ilk şerefeye.Bu kadeh öncelikle birbirini seven 3 kadına ardından onların sevdikleri insanlara sonra onları üzen herkese gider.Tek tek,konuşa konuşa kalkar kadehler,bazen küçük bir konuşmayla.

Mezeler çoğalır,sıcak ekmekler çıtır çıtır yenir.”Ah,bir de bal olsaydı yanımızda.”diye gülüşürler tereyağı sıcak ekmeğin üzerinde eridikçe.O da olur bir dahakine…

Şarkılar mı artar yoksa onların neşeleri mi bilinmez ama başlarlar şarkılara eşlik etmeye.Bir tanesi gelir oturur yüreklerine.

Bir kedi dolaşır masalarının etrafında.Aldırmaz,birlikte yerler gece boyunca.Meyhane sahipleri yan masada ara ara eşlik eder, mezelerini yoklarlar.Kadeh sesleri,kahkaha sesleri an gelir gözyaşına karışır.Çok kısa bir an bu akşamın tekrarı ya olmazsa diye bulanırlar rakıya attıkları bir parça buzla.Sonra geçer,bir kahkahalı kadeh daha artar,akşam çoğalır,sohbet uzar…

Gece geriye birinde gözyaşı,birinde hasret diğerindeyse  merak bırakır.

Bir fasıl anısı kalır ortak bir de yaşanmış yılların hatırası.

Kıbrıs/Efgar

2011

Advertisements

Kirpiklerimi ve dudaklarımı boyadım

Bazı sabahlar vardır berbat geçer,ve bazı sabahlar vardır bitmez,ömrün  diğer  günlerine de değer.İnsanın canı çekmez kimseyle konuşmak hatta mümkünse uyanmak…İnsanın canı  bazı sabahlar  insan çekmez .

Böyle sabahlarda ,zaten uykunu alamamışsan ve gece hep aynı korkuların kabuslarına takılmışsan,en beteri de ummadığın bir haber almaktır yakınlarından.

Henüz uyanmadığın bir sabahta, uzaktaki evinde (ya da eski evinde mi demeli,çünkü insan bilemiyor evine ne zamana dek ‘evim’ demeli) seni aramak için sabırsız biri vardır muhakkak.

Telefonu açarsın biraz merak ve miskinlikle.Önce gündeliktir sohbet.Biraz zaman geçer ,ardından karşıdaki tanıdık,sevdik ses ‘Bir şey vardı…’ der.

Anlarsın da pek aldırmazsın önce karşıdaki sesin titreyişine ve endişesine.Sonra kulaklarına dolar ’Bir akrabanın kızıydı…hatırlamıyor musun canım adı…Öldürmüş kendini,atmış…Dayanamamış…’

Hatırlayamadım ölen kızı.Adını bırakın yüzü bile gelmedi gözümün önüne…Yaşı benimle aynıymış neredeyse.Gençmiş yani,işte durduk yere…

Dayanamamış kız..Hormon bozukluğu varmış ve aşırı kilosu.Bunlar  onu  kendisine ait berbat bir dünya yaratmaya itmiş,sürüklemiş…Bu nedenle de daha fazla dayanamamış sevilmemeye,güzel söz duymamaya intihar etmiş,kıymış işte canına…

Tanıyamadım ben kimdi,adı neydi…Muhakkak bir kere bebeklerimizle oyun oynamışızdır ,ya da birimiz anne birimiz komşu olmuşuzdur ama işte çıkaramıyorum adını,yüzünü kimdi diye…

Herşeyi bir kenara bırakıyorum.Tanıdık birini hazin bir şekilde yitirmiş olmayı falan.Aklım , ergenliği es geçip hayatı “kadın” ve “erkek “yaşayan küçük çocuklara takılıyor.Hayır, onların lanet olası güzellik kalıplarına ve özellikle yeni neslin daha havalı,daha güzel olmak için girdiği savaşa değil,ama o savaşta onlardan daha az güzel ve daha az  havalı olanları nasıl acımasızca aşağıladıklarına…

Düşünmeden edemiyorum neden genç bir kız hiç sevilmemiş olsun diye…Biri vermemiş midir gönlünü bu kıza,ya da bu kız bağlanmamış mıdır birine habersizce?…Demek ki dayanamamış daha fazla sevilmemeye..Bu kadar önemli bir ihtiyaçmış demek sevilmek,usul usul …Nasıl görememiş biri,nasıl anlamamış kimse bu kızın yalnızlığını…

Ne fenadır birinin yüreğinde yer edememek,öyle içten güzel sözlerle sarınıp sarmalanamamak…Bazen biri söyler belki sizi sevdiğini ama ne yazık hiç bahsetmez  neden ve nasıl sevdiğinden.Susmak der,yapabildiğim tek şey…

Düşünmeden edemiyorum hiç dostu var mıydı diye.Bilseydim işte, tanısaydım ben …Olmadı.

Bu genç kızı bu raddeye dek getirenin ne olduğunu düşünüyorum uyandığımdan beri aralıksız.Aynaya bakıyorum kendimi beğenmiyorum.Sınava gitmeden önce kirpiklerimi ve dudaklarımı boyuyorum ,içimden çok mu önemliydi başkalarının ne düşündüğü de kıydın canına diye geçirerek durmadan,aralıksız.