Ağır

http://soundcloud.com/omni9/andrew-bird-yawny-at-the-apocalypse

 

İki göğsünün arasından upuzun siyah saç telleri akıyor. Sol kolu, alnının üzerinde gözlerini gizlercesine serili; koltuğun rengine karışmış dizlerinin üzerinde sedeften bir el duruyor.

Kıvrılan göbeğini hafifçe hareket ettiren nefesi, burnundan incecik sızıp, adamın sakallarına değiyor. Sağ elinin altında, adamın yavaş yavaş inip kalkan göğsü uyuyor.

Kulaklarına dolan mevsimin yaprakları, suyu, sabahı, ellerini kımıldatıyor; her ikisinin de…

Adamın bacakları arasında bir eklem bulup konaklanmış kadın, bazı bazı uykusundan uyanıp adamın koynuna yazıyor. Biraz yer değiştiriyorlar. Kadın, çıplak bedenini toparlayıp adamın göğsüne uzanıyor. Adam, bembeyaz serilmiş kadını elleri arasında yumuşatıyor, uykuya emanet saçlarından biraz öpüyor.

Kadın, adamın koynunda geriye kalan kokusunu da çalıp soluğuna takıyor; adam, kadının beyaz tenlerinden birini alıkoyup ellerine kazıyor.

Küçülüp sığışıyorlar bir tek bedenin aldığı kıvrımlara. Sokulup direniyorlar birbirlerinin ağırlığına.

Advertisements

Çiğ

Ellerim ellerinin üzerinde; kararsızca seni arıyor ve duruyorken ikimiz, öylece…

http://soundcloud.com/leonardcohen/show-me

Güneş kıvrılarak doğuyordu perdelerin arasından; doğup adamın gözlerindeki çengellere takılıyor oradan  kadının beyaz göğüslerine doğru akıyordu, kızararak.

Adam, kadının kayıp ellerini avuçlarının arasına almış, yatağın kenarında kıvrılmış, duruyordu. Yastığın kenarına burnuyla sokulup çırılçıplak uyuyan kadının biraz kokusundan çalıp suratının en çıplak yerinde biriktiriyordu.

Kadın uyuyordu, henüz çiğdi.

Adam ne zaman beyaz çarşafların arasından kadının kıvrılmış bedenine sokulsa kadının rengi de açıp beyazlıyordu. Kadın, ona başkaları baktığında hep kararıyordu.

Sonra perdeler kımıldadı; odaya dağılan portakal rengi arasında kaybolup çoğalmaya başladılar, öylece, birbirinin elleri arasında yaşadılar.

Bulamadığımız yanı

http://www.youtube.com/watch?v=fBY8PTaNjuo

Sanıldığı gibi değil, zannettiğiniz kadar kolay hiç değil.

Yaşı sanıldığı gibi çok değil; yokuş aşağı bir yoldu yalnızca. Henüz 20’lerinin sonunda; kavgalarının yanında şarkı da söylediği zamanlardaydı.

Ağır bir ipin ucuna bağlanmış hafif bir taşın ortasına oturup tam orada o noktada uzaklara bakmayı keyif edinmişti kendisine. Ellerinde az evvel çıktığı yağmurun ıslaklığı ve bir kalem, satırların orta yerine üflüyordu dumanını.

Bembeyaz bir köpük şarap kadehinin kenarında patlayınca kafasını kaldırdı… Oturduğu minderli koltukta doğrulmadan gri paltosunu çıkardı; esmer kedi dayanamayıp kucağında kıvrıldı.

Yüzünde asılı bulutu henüz gökyüzüne teslim etmeyen kadınsa biraz tüylerine sokuldu kedinin, biraz dizlerine adamın.

Adam, ellerine kadehin ince sızısını alıp şarabın köpüklerini ortalığa bıraktı.

Kucağına sakladığı kedi kafasını çıkardı; kır ve mavi saçları olan adamın okuduğu romanın sayfalarına takıldı; uzun uzun sayıkladı.

Saat henüz gece yarısını çok geçmemiş; sabaha çok vardı…

Adım

Sakallarının arasından sarkan dumanı inatla ve çabayla içine çekerken, biraz duygulu ama saklamaya meyilli, gözleri yaşarıyor; akşama varan günü kucağına alıp saçlarını okşuyordu.

O gece hava henüz ılıktı. Kış, boğazın üzerinden esip henüz kazakların arasına dalmamıştı. Yol karanlık, insanlarsa uykudaydı.

Taksinin üzerine kollarını dayadı. Karşıdan gelen bir yürüyüş seyretti, sonra kapıyı açıp yolun ışıklarıyla taksiye bindi. Biraz sonra, hava aydınlanmaya yakın, yolun ışıklarını yanına alarak bindiği taksinin penceresine kafasını dayayıp Galata’nın sabaha karşı ayaklanışını seyretmeye başladı, konuşmadı.

Geriye birkaç ışık kala indi taksiden; iki adımının arasına birçok insan alıp ayaklarının altında ezilen yağmurun sesini dinleyerek yürümeye başladı.

Yanakları hala kırmızı tombul çocuk, karnını yarıp dışarıya çıkmaya çabaladıkça saçının kırı ve sarısı arasındaki karalıklarda gezinen kafasını önüne eğerek, bıyıklarının altından, yoldaki taşları harf harf sayarak yürümeye başladı.

Bir bardak demli çayı arasına aldığı ellerine bir kitap sığdırıp yol boyu okumaya başladı.

Yaşının çok ardında ve altında davranan, meselesi ağır, düşleriyse ılık ve hafif olan bir adamdı. Alnının altında bekleyen bir çift asık gözü saran, bazısı beyaz saç ve sakalları etrafında uzadıkça uzar, bitmezdi.

Elleri arasında duran birinin kolaylığına kapılmış, çok çabuk sıkılmış ama kaybetmeyi söyleyecek kadar var edememişti; şimdi geçti.

Bazen soğuk ve sert olan kaşlarını çatarak masaya oturdu. Beyaz, su gibi bir şarap geçirdi boğazından içine. Uyumadı, durdu.

Ellerinin arasında yazının en şiddetli hali ile duygularını sakınarak ait olmaya çalışır fakat farkında olmadan orada öylece dururdu.

Koku

Teninle tanıştığımız zamanlar muhakkak olurdu. Karanlık saatlerde, ellerin benim olmuş ayaklarım seninle adım atıyorken buluştuğumuz, bakıştığımız bir an muhakkak olurdu…

Biraz tuzlu bir tat olurdu sende, ben illa ki çiçeklerden biriyle birlikte kokardım; beyaz, sakin.

Sıcak sımsıcak bir buz parçasının içinde sen bana dokunurken ilmek ilmek düğümlerinle, ben tam da o yerde, canlanıp bir gül gibi solardım.Sonra açardım. Yüzü koyun uyur, dolanırdım.

Karanlık saatlerde sustuğumuz anlar olur, tenimiz konuşurdu.

Ben muhakkak amber ya da lavantalardan biri gibi kokardım.

Bilseydim eğer; yastık ve yorgan arasında kaybettiğimiz saatlerden birini yakalayıp hafızamın en zayıf yerine iliştirirdim.

Akşamüzeri rüyası

Henüz hava kararmadı, ışıkları açmak için çok erken.

Batmak üzere olan güneşin yer küreden ayrılırken bıraktığı iz, beyaz boyalı odanın önce duvarlarına, sonra üzerinde eski bir battaniye serili olan kırmızı koltuğun üzerine değerek, yavaş ve ıslak kızarıyor; büyük ihtimalle utanarak…

 

Oturduğum koltuktaki battaniyenin yarısı yerde, yarısı ise dizlerimin üzerinde duruyor. Koltukta biraz doğrulup kafamı pencereye doğru çevirince, battığı için yerini soğuk bir laciverte bırakan güneşin hafif, ılık ışıkları dudaklarımın üzerine düşüyor. Oradan da tıpkı onun yaptığı gibi, vücudumun geri kalanını kolaçan ederek, yavaşça ilerliyor.

Hafif araladığım perdenin kapalı olan kısmında asılı duran ışıklar, içeriye dalıp etrafı turuncunun en yumuşak haline boyamak için çırpınsalar da, güneşin aceleciliği yüzünden olsa gerek, bir süre sonra vazgeçiyorlar…

Belli bir anının geçip gitmesine izin vermek yerine; tanıdık bir kokuyu anımsamaya uğraşır gibi, biraz zorlayarak düşünmeye başlıyorum farkında olmadan.

Kollarımın üzerinde biriken güneşin soğumaya yüz tutmuş rengi, biraz kaygılı soluklaşıyor, bedenimin rengini odanın kalanı gibi daha koyu, daha yoğun bir renge boyuyor.

Akşam karanlığının birazı, nasihatli bir çift söz eder gibi yavaşça çöküyor masanın üzerinde duran yarım kalmış soğuk çay fincanın içine. Birazıysa benim beklemeye alışmış beyazlayan ellerime.

Evin her an bozulabilir sessizliği, biraz halinden memnun biraz üşengeç,  güneş batıp yerini akşam karanlığı alana dek koruyor. Yerimden hiç kıpırdamamış olduğum için başlayan düşünceler, kapı zili ile bölünüp aklımın bir tarafında beni, güneşin batacağı başka bir akşamüzerini ve muhtemelen kapının çalmayacağı uzun bir geceyi beklemek üzere aniden yok oluyorlar. Bu denli hızla yok oldukları için ne düşündüğümü unutup; karanlık odanın parke tabanı üzerinde terliklerimi arıyorum aceleyle. Sonra uzun sürdüğünü düşünüp kapıyı açmak için yalınayak yürümeye başlıyorum evin soğuk zemininde.

Süt

Çarşafın arasında dirilmiş, pencereden dışarıya bakıyordu. Hava kararmak üzereydi. Karnının üzerinde biriktirdiği ellerden birini seçip yastığa yayılmış saçlarını adamın gözlerinden çekti.

Yatağın sol ucuna ilerledi, adım adım kıvrıldı. Adamın gövdesine iki elinin içini dayadı. Sağ eli kalbini dinledi, sol eli beline doğru ilerledi.

Sıcak, kıvrılmış bir halde adamın bedenine karıştı. Kafasını adamın alnına dayadı, burnunu burnuna yaklaştırdı, dudaklarını biraz uzak biraz yakın adamın dağınık dişlerinin üstünde uyuyan bıyıklarının arasına sakladı. Bilhassa düşkün olduğu alt dudağını aldı, bırakmadı…

İnatçı yürüyen ve aklından sakallarına doğru yol edinmiş saçlarının arasında gezdirdi günden güne beyazlayan tenini.

Arkasını döndü. Adam dayanamadı. Kadını kokladı, bedeninde salınmaya başladı.