Kıvrım

http://www.youtube.com/watch?v=q9nYQn2DNSU&feature=share

 

Kucağına aldığı güllerin arasından yalnızca birini çekip çıkardı, kadının beyaz gövdesinin kıvrımlarına bıraktı.

Ellerinin arasında bir kalem vardı. Kafasını kaldırıp, kadının gözlerinin içine bakarak, biraz çekingen, çayından bir yudum aldı. Sabaha doğru dolaştıkları sokaklardan birinde, minderlerin üzerinde, birbirlerine bakmadan durdular uzun süre.

Karanlıkta boğazdan akan gemilere baktılar, biraz rakı koyup suyun rengini bulandırdılar. Adam bilmiyordu; kadın aslında her gece adamın saçlarındaki kırı ve maviyi ellerine alıyor, parmaklarını onun rengine boyuyordu.

İstanbul sabaha karşı hep soğuyordu, kadın ve adamsa, buz tutmuş sokaklarda, yanlarında yağmur ve evsiz adamlarla, yalnızca yürüyor; bazen de susuyorlardı. Kadın çok konuşuyor, adam hep dinliyordu.

Bir gece kara bir kedi gelip ikisinin arasında durdu. Kedi, kadının değil adamın kucağına yürüdü; orada uyudu. Adam bilmiyordu; kadın adamın koynunda kıvrılmak istiyordu.

Kadın, gökte yürüyen bulutlardan birini içine çekti, adam dumanı gözlerinin arasından üfledi; zaman hiç geçmedi. Bir gece, adam bakmazken, kadın kafasını çevirdi. Adam biliyordu, kadın ona bakmak istiyordu; adam istemiyordu.

Misk

Her gece, etrafına doğru yayılan misk ve amber kokuları arasından biraz sana bakıyorum; sana baktığımı anlatmadan. Farkında olmadığın bir rengin arasında; günler henüz çoğalmamış ve ben bu belli zamanın içinde yaşamıyorken, kısaca ortada bir yazıdan fazlası varken,  daha güzel adımlar atıyordum.

Bu nedenle çoğu zaman sadece yazmak için yazıyorum; anımsamak için.


Elleri arasında tuttuğu çiçekleri vazoya bırakırken tek tek; havada asılı duran lavanta kokuları, papatya ve karanfilin alengirli renkleriyle bölünüp olduğu yerde onların kokusuyla çoğalıyor; kadını kucaklayıp içine alıyor.

Karanlık bir odanın içinden koridordaki aydınlığa doğru yaklaşan adam, bileklerine ve gerdanına bu üç kokunun karışımı yapışmış olan kadını arkasından kucaklayıp,  saçlarını içine çekiyor.

Kadın, susuz kalmış çiçekler gibi adamın sol koynuna doğru eğilip; sakallarından arta kalana bir tebessüm bırakıyor.

Adam, kadının sözlerini aralayarak;  kanı arasına karışıp vücudunda dolaşıyor.

Gece patlayan güneşin sabaha kalan ışıkları, koridorun tümünü açık bir beyaza boyuyor; kokuların çengeline asılı pembe, mavi ve mor renkler, bu beyaz renge yavaş yavaş teslim olup simsiyah bir geceye doğru, adam ve kadının kolları arasına sıkışarak, ilerliyor.

Karanlık bir odaya doğru yürüyorlar birbirlerinin adımlarıyla. Yastık ve yorgan arasında buluşup; yok olmaya yüz tutuyorlar.

Kadın adamın kolları arasında; adam kadının bileklerinde oyalanıyor. Tenleri parça parça bölünüp bir göz kırpmasına doluyor, sığıyor, taşıyor…

Adam, kadının kirpikleri arasında belirip, yok oluyor; kadın adamın sakallarına karışıyor.

Güneş etrafa saçılıyor; karanlığın içine, yatağın kenarına, yorganın üzerine bir sürü renk bulaşıyor. Açık bir beyaz, maviye dönüşüp kadının beyaz teni arasına sıkışıyor; adamın gözlerinden geçip kadının rengine bürünüyor, kokusuna karışıyor.

Amber, misk ve petunya, odanın içinde kararıp gün gibi soluyor.

Güneş, her gece kadının çatlayan dudaklarında patlıyor.

Mazinin sırrı

http://www.youtube.com/watch?v=aCGF5Ipm9lU&feature=share

Kadın, karanlığın ortasını inceden yarıp ışıl ışıl uzanıyordu yatağın koynunda; adam, sakalları arasından bir deniz bırakıyordu kadının kolları arasına.

Üşüyen ellerini adamın yürüyen saçları arasında gezdirip, karışıyordu kadın adamın kaşlarına, parmaklarına, adımlarına.

Biraz tek kalıp izliyordu adamın gözlükleri arasında sıkışmış koyuya çalan gözlerini. Biraz çoğalıp yanına alıyordu adamın biriken yorgunluklarını; kendi yorgunluklarından sıyrılıp mırıldanıyordu uykuya doğru eğilerek.

Kadın sessiz uyuyordu bazen; adam konuşarak seviyordu kadının belli belirsiz kollarını, ayaklarını, teninin bembeyaz katmanlarını.

Adam susup izliyordu kadının konuşan uykusunu; kadın durup bekliyordu salt gecenin patlayan güneşinin soğumasını.

Her geçen gece, uyku ve uyanıklık arasında, sızlıyordu çatlamış dudakları.

Güneş her gece patlıyordu.

Kadın, salt bekleyerek çoğalıyor ve azalıyordu.