Parça

Zannettiğiniz gibi değil.

Bazen bir koku kalır üzerinizde… Ve bu nedenle kendinize gelirsiniz.

Ellerinin arasında duran buz parçasına baktı. Parmakları, avucunun içi kızarmaya başlamış eriyen buz parçasının sularıyla nemlenmişti; üşüyordu.

Elleri arasında  yavaş yavaş yok olan buz parçasını yere fırlatıp, koşmaya başladı. Ayakları her adımda kara saplanıyor, adım atması zorlaşıp yavaşlaşlıyordu… Aldırmadı.

Şehrin ışlıkları ufalıp yok oluncaya dek koştu. Kaçmak istedikleri bir adım daha geriye düşüne dek durmadan, hızla koştu. O koştukça burnunun içine giren karla karışık koku, sanki adımları hızlandıkça artıyor, kokudan kaçamıyordu.

Biraz sonra, şehrin ışıkları geride kalıp karlarla kaplı toprak yol bitince, ayaklarının altında simsiyah asfalt yol belirdi. Artık koşmuyor, sadece yürüyordu.

Soğuktan kızaran ellerini koklamaya başladı, dokunduğu her yerden ellerine sinen o berbat kokuyu duyuyor, tiksiniyordu. Beresinin arasından sıyrılan saçlarını kokladı, her tel farklı kokuyordu sanki; bazısı o dakika, bazısıysa  o anlardan evvel zannettikleri gibiydi. Bazısı geçmişin hatırasını ve salt kişiyi kucaklayıp burnuna, içerisine bırakıyor bazısıysa en berbat karanlığı anımsatıyordu.

Nefes alış verişleri yavaşlamaya başladıkça göğsü daha az kalkıp iniyordu. Önünde akan siyah yol gitgide kararıyordu. Adımlarını yavaşlattı. Önünde uzayan, uzadıkça kararan, karardıkça korkutan bir yol vardı; geri dönmeyecekti.

Durdu, beresini çekiştirdi. Parmak uçları iyice kızarmış, ellerini soğuktan hissetmemeye başlamıştı. Karanlık yolu saran ağaçlara ve onların çıplak kalmış dallarına baktı. Rüzgar yüzüne çarpıyordu, sertti. Kafasını eğdi.

Ondan başkasının olmadığı karanlık yola yumuşak adımlarla basıyor; üzerinde biriken kokuyu duymamaya çalışarak yürüyordu.

Geri dönmeyecekti.

İçindeki çukurun en kuytusunda patlayan korku, damarlarında akan kanı ısıtp dizlerine dek sinsice yürüdü. Tökezledi. Gözlerinin içinde biriken su taneleri birer birer yanaklarından akmaya başlayıp bir yarık açtı.

Işıklar azaldıkça yürüdüğü yola yabancılaşıyor, karanlıkta yolunu bulmakta zorlanıyordu. Adımları hızlandı. Arkasına bakmamak için direniyordu. Şehrin camdan ışıkları geride kaldıkça içindeki çukur büyüyor, üzerindeki toprağın yükü ağırlaşıyordu.

Yürüdü.

Rüzgarın sesinden başka ses, kendi bakışından başka göz kalmayıncaya dek yürüdü. Arkasını döndüğünde her yer kararmıştı. Şehrin cam göbeğinden fırlamış eflatunları, çok geride, bazısı uykuda bazısı uyanık insalarla, çok uzaklarda kalmıştı.

“Bazen” dedi, “koku güzel olunca dans etmesi de kolay olur, uyuması da…”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s