Ses

Genceciktik.. Çoğunlukla birbirimizin gözlerine bakıp, dalardık.

Zaman geçtikçe birleşirdik, bedenlerimiz dayanamaz, tekilleşirdi eninde sonunda. Ellerim, ellerinin arasında, birkaç parmağından biri olurdu.

Sonra tırnaklarının arasına sıkışırdım mutlaka.

Genceciktik.

Birbirimize bakar, doyamazdık.

Saç ve sakallarının arasına sinerdim hep ben. Oyalanırdım sen uyurken. Sen uyurdun yastığın üzerinde mütemadiyen. Oradan benim avuçlarıma akar, parmaklarımdan başlayarak bedenimin katmanlarına karışırdın. O günlerin hepsinde bembeyaz olurduk seninle.

Gözlerimin üzerinde biriken kirpiklerimin bazıları, burnunun ucuna dökülürdü .

Genceciktim.

Sen uyuyorken alt dudağını gözlerdim. Uykun sırasında kıpırdayan çeneni, çekiştirdiğim ellerini.

Gözlerimi kocaman, gözlerimi kocaman, kocaman açıp seni bekler, uykunun içine hapsolmuş uyanık seslerini dinlerdim.

Henüz çok gençtim, henüz kimseyi tanımıyor, iyi olmaya dair inanılmaz bir umut taşıyordum.

Genceciktim.

Saçlarımın uzunluğu arasına sığıyordu birkaç saatimiz, sonrası hep sessizlik.

Günün, gecenin rengi değişirdi; kapıyı aralardım isteksizce. Önce kilidi çevirerek. Sonra sen çıkardın, bir iki adım pat pat.

Muhakkak ama muhakkak arkanı dönüp bakardın.

Biz

Saçlarımızın arasından duyuyorduk sesinizi. Yatağa oturmuş, ayaklarımız yere değmez ve sallanırken; sizin koridordan gelen sesinizi işitip sabırsızlanıyorduk.

Saçlarımızın arasına iliştirdiğimiz kırmızı karanfili yatağın kenarındaki komodinin üzerine bırakıp, adımlarınızın yaklaşan sesine bakıyorduk.

Sakin değil, heyecanlıydık.  Özlemiştik; bu nedenle de özlemimizi gidermek istiyorduk.

Sizin adımlarınız yaklaştıkça bizim kalp atışlarımız hızlanıp, algımız kapanıyordu. Biz, sizin bize her adımınızda biraz daha körleşiyorduk. Kapkara değil, bembeyaz oluyordu etraf.

Adımlarınızın teki içeriye dalıyordu. Gözlerinizle gözlerimizi yokluyordunuz; susuyorduk.

Gözlerimizle sizi bekliyorduk, duruyorduk.

Sana diyorum; beni duyuyor musun?

Buradayım, oradaydık. Burada, herkesin arasında, ortada, orta yerde. Burada, hep birlikte ve elbette herkesten uzakta.

Aynı yerde, birkaç adımla duruyorduk. Aynı yerde güneş batıyor ve savruluyordu. Aynı adımların arasına sıkışıp, bekliyorduk. Aynı insanların gölgelerinde birikip, susuyorduk.

Orada durup, öylece bekliyorduk.

Hava her zamankinden serindi. Kar, bankların üzerinde, yolların kenarında birikmiş, bazısı çamura bulanmış, kararıp çirkinleşmişti. Pisti.

Avuçlarım yerine tırnaklarımın arasına giriyordu yaprakların üzerindeki solucan izleri. Oradan delerek bir takım hisleri, aklıma çörekleniyorlardı. Her defsında midem bulanıyordu.

Kar, denizin orta yerini yırtmış sanki bembeyaz akıyordu. Gemilerin ve vapurların gölgesi, karın üzerinde simsiyah çoğalıyor, siliniyor, yüzüyordu.

Kar önce bizim evlerimize sonra ellerimize yağıyordu. Biz hep aynı yerde, bazı birkaç adımın içinde, bekleyerek duruyorduk. Durup bekliyorduk.

Biz, seninle, bazı adımların arasında kaybolup, başka yerlerde beliriyorduk; biz hep böyle birbirimizden uzakta durup, bekliyorduk.