Mor

Böyle güzelmiş, büyümüş, aşıkmış demeden. Aldırmadan…

***

Gökyüzü mü patlıyormuş, her yer mosmor kararıyor muymuş, ellerimin arasında bir gül solup kıvrılıyor muymuş; haberim yok.

Saat kaçtı, bizlerin isimleri neydi; hatırlamıyorum.

Bu halde kaç sene geçti, yanaklarının üzerinde kaç tane kirpik birikti; bilmiyorum.

Tek gördüğüm, sabah karşı yağan yağmur yüzünden ıslanan kaldırımların üzerinde duran karton kolilerdi. Yağmurun üzerlerine vurmasıyla ezilip büzülüyor; ne kaldırımın bir parçası olup yola karışabiliyor ne de yağmura rağmen şekillerini koruyabiliyorlardı.

Öylece durdum. Pencerenin önünde durarak, perdeyi hafif aralayıp, sokak lambalarının içeri girmelerine izin vermek istemedim. Ya da perdenin arkasında durup, soluğumu önce tül perdeye sonra pencerenin camına da yapıştırmak istemedim. Ama yine de, orada öylece durdum. Perde ne açık kaldı ne kapalı halde. Orada öylece durdum, pencerenin önünde. Gözlerim karton kolilere takıldığından mı yoksa uyku tutmadığından mı bilmiyorum, orada öylece durup beklemek, elimde sanki bir bardak sıcak kahve varmış gibi yapmak istedim sadece.

Sonra,

“Gel…” dedi; gittim.

Ayaklarımın altındaki terlikler ezilip betona yaslandıkça üşüyen dizlerime rağmen; gittim.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s