Öpücük

İlk öpücük, ikinci öpücük, benim öpücüğüm, yazdıklarım, sözlerin, çiçeklerimiz, mükemmel öpücük, yanakların kızarıyor, senin öpücüğün, karnımda ağrılar, kirpiklerimin üzerine değen yanakların, üçüncü öpücük, sabah, plaktan gelen ses, son öpücük, sanırım kıymetini bilmeliyiz.

Advertisements

Bir çiçek

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,

Bir yalnışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

 

Cemal Süreya

Bülbül

Bazen değil aslında çoğu zaman burun burunasınızdır soğuk bir parmak ucuyla. Anlamaz; uyursunuz. Yan odada biri sessiz ve uykulu sizi bırakır. Elleriniz üşür mü ya da çocuğuysanız o an ne yaparsınız; kime sarılmayı hayal edersiniz bilmem

Biraz yakınıysanız o yokluğu kendi yakınlarınıza yormaya başlar ve felaket bir sorgulama haline bürünürsünüz: “Değiyor mu, değecek mi?” diye.

Onca yol teper, memleketin neredeyse belli bir rotasından geçersiniz. Aklınızda, size çocukken nasıl resim çizmeyi öğrettiği kalır. Bir kadının gözünü nasıl yapmak gerektiğini ondan öğrendiğinizi, iş yerindeki boş masayı, boş kağıdı ve kırmızı kalemi anımsarsınız. Cebinden siyah bir dolma kalem çıkarır. Kadının kırmızı dudaklarına uyumlu simsiyah iki göz çizer, uzun kirpikli.

Sonrası uzun bir boşluk. Büyürsünüz. Karın üzerinde adım atmayı öğrendiğiniz çok sevgili yaşlılarınızdandır. Siz o zaman çok küçüksünüz ya, o nedenle herkes size çok büyük görünüyordur.

Bahçesine kar yağmış tahtadan bir evin içinde, cam masanın üzerinde duran çaya karşı konuşan iki adam durur önünüzde.

 

C. S.

Neyim varsa yani, bir yaz akşamı kaybettim.

Rüzgarın tenimizin üzerinde oynaştığı akşamlardan biri gelmiş, masaya tüm mezeler yığılmıştı. Herkes memleketi kurtarma telaşındayken benim gözlerim rakı kadehinden dökülen bir damla yaştaydı.

Neyim varsa o akşam kaybettim. İçimizden biri Cemal Süreya okumaya başlayınca. Bilirsin, takıntımdır. O şiire başlayınca meyhanedekiler sustu, güneş batmaya başladı, hava biraz serinledi. Hepimiz susup ona yer verdik içimizde.

Ama Senin

Daha nen olayım isterdin,

Onursuzunum senin!

Bir süre, bazılarımızın kafası yerde, çok eskide kalmış anıları hatırladık. Geçmiş, hatırlamak zorunda kalmasak çok güzel bir yerdi şiirden önce.

İkiz

Daha uzun olabilirdi bu yazı. Kısa keseceğim, ağlamayalım.

İkiz, canım, iyi ki varsın. Seninle doğmuş, büyümüş olmak her şeyden öte teselli. Yalnız olduğum, karamsar kaldığım her ana tesellisin, unutma.

Yönümü bulamadığım çok zaman oldu, bir gece yarısı, çok üzgünken, o mutsuzluğu alıp nereye koyacağımı bilemezken senin koynunda ağladığım zamanki gibi .
Ama her defa, her kızgın olduğum anda ya da çaresiz olduğumu düşündüğüm vakitlerde, neyse ki yalnız değildim.

Hep elimi tuttun, orada oldun. Orada olmasından şüphe duymayacağım tek kardeşimsin; diğerlerinden sonra.

Kendinle beraber beni de büyüttün. Senin için ne kadar ağlasam, seni ne kadar özlesem az.
Etrafımız kalabalıklaşsın, birileri gelsin gitsin, bir tanesi hep kalsın, sen hep kal.

Kirpiklerin tek tek Çeto’ya emanet.

O kadar

Daralmış, yok olmuş, bunalmış ve onca şeyin arasında duruyorken vazgeçiyorum o anda. Kirpiklerimin ucuna bulaşan parmaklarından uzaklaşarak, hızla.

Sen bazı sözler söylerken, bunların bana nasıl değdiğini bilmediğin, bilemediğin için ben kızıyordum aslında.

 

Sabırsızım. O kadar.