Bülbül

Bazen değil aslında çoğu zaman burun burunasınızdır soğuk bir parmak ucuyla. Anlamaz; uyursunuz. Yan odada biri sessiz ve uykulu sizi bırakır. Elleriniz üşür mü ya da çocuğuysanız o an ne yaparsınız; kime sarılmayı hayal edersiniz bilmem

Biraz yakınıysanız o yokluğu kendi yakınlarınıza yormaya başlar ve felaket bir sorgulama haline bürünürsünüz: “Değiyor mu, değecek mi?” diye.

Onca yol teper, memleketin neredeyse belli bir rotasından geçersiniz. Aklınızda, size çocukken nasıl resim çizmeyi öğrettiği kalır. Bir kadının gözünü nasıl yapmak gerektiğini ondan öğrendiğinizi, iş yerindeki boş masayı, boş kağıdı ve kırmızı kalemi anımsarsınız. Cebinden siyah bir dolma kalem çıkarır. Kadının kırmızı dudaklarına uyumlu simsiyah iki göz çizer, uzun kirpikli.

Sonrası uzun bir boşluk. Büyürsünüz. Karın üzerinde adım atmayı öğrendiğiniz çok sevgili yaşlılarınızdandır. Siz o zaman çok küçüksünüz ya, o nedenle herkes size çok büyük görünüyordur.

Bahçesine kar yağmış tahtadan bir evin içinde, cam masanın üzerinde duran çaya karşı konuşan iki adam durur önünüzde.

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s