Güneşli bir bahçe


“Burada, seninle kalmak istiyorum.”

Elleri ellerinin üzerinde, aylardan Eylül; bahçedeki demir kapı, sıcak esen rüzgarın kucağında, tıpkı onun gibi, öne ve arkaya salınıyor; gıcırdayarak. Mutfakta, yağda kızaran kabak kokusuna karışan bahçedeki gül ve domates kokusu, taze, canlı. Kadının saçlarına biriken adamın ayak sesleri arasında sadece 3 gün, 3 gün boyunca sarılarak uyuyorlar; kirpiklerinde biriken uyku ve ter taneleri.

Ellerinin arasında ekmek ve yoğurtla geliyor adam, mutfakta kızartma yapan kadına arkasından sokularak sarılıyor. Yazın hep kızartma yenir, yoğurtlu. Alıp bembeyaz bir örtünün üzerine bırakıyor kadını. Kadının beş kat bembeyaz teni çarşafa karışıp kayboluyor. Adamın elleri kadının gözleri, kadının kirpikleriyse adamın sözleriyle dolu. Kadın, adamın dudaklarından alıp kirpiklerine koyuyor sözleri. Bazen de duruyor, alt dudağına asılarak nefes alıyor.

Oturma odasının perdesi kararsız, önce balkona kaçıyor sonra dönüyor. Güneş düşmek üzere, öğle sonrası deniz tuzu gelip yapışıyor kadının göbeğine. Adam denizde yüzmüyor, kadının göbeğine dalıyor. Her yanı tuz.

Sonra ılık ve hafif esen rüzgar onlara da değiyor. Rüzgara aldanıp ilerliyor ve geri geliyorlar oldukları yerde. Adamın aklına okuduğu romanlar geliyor, kadının aklına yazdığı cümleler. Kirpiklerinden kurtuluyor tek tek, parmaklarına bakıyor. Adamın yüzü parçalara ayrılıyor. Gözünün önünde onun sözleri, dudaklarında kirpikleri, sesinde elleri. Adamın önünde beyazlıyor kadın, gitgide çoğalıyor.

Kadın, sırtı, göbeğinin üzeri ve gözkapağında biriken ter damlalarıyla aynı anda üşüyor. Adamın göğsüne sokulup soluklanıyor. Adam kadının saçlarına, yüzünün bütünleşen parçalarına bakıyor. Öpüp uyutuyor.

Advertisements

Düğün

Arka bahçede duruyor herkes. Gökyüzünden düşen elli tane öpücük. Ağaçların arasında bekleyen kuyruklu yıldızlar ve ellerimizde kadehler; kırmızı şarap içiyoruz.

 

Ayaklarımızın altında sonbahardan kalma kuru yaprak sesleri, tenimizi yalayan ılık rüzgara karışan gülüşmelerimizin arasında yok olduğundan, duymuyoruz.

Güneş batmaya başlarken bahçe yeni doğmuş gelincik gibi bükülüyor, yanakları kıpkırmızı. Dayanamıyor, ağaçlara dayıyoruz sırtımızı. Çıplak kollarımız birbirine değiyor.

Eteğimin arasına gündüz ışıkları saklanmış, duruyor.