03: 37

Meğer benim içim dışım şiirmiş, büyüdükçe anlıyorum. Şarabın beyazına olan tutkum, rakı kadehinden burnuma dağılan anason kokusu ve cümleleri illaki devirmem… Ne öznem ne yüklemim, sizin öğrettiğiniz gibi olmadı hiç. Şimdi anlıyorum, benim varım yoğum kelimem.

Hayatı şiirle yeneceğiz.

Bu nedenle de ben hep kendisine şair demeyen, diyemeyen o güzel adamları seveceğim. Şiirin peşinde rüyaya yatan bazı adamları hep özleyeceğim.

Cemal Süreya mesela, takıntım, gözümün nuru. Onu hep merdivenlerin tepesinde bekleyeceğim. Muhtemelen üzerimde beyaz bir entari, yakası açık, eteği uzun.

Sonra Aragon, bazı sırlarımız olacak onunla. Kapıları kapatacağım, o anlatacak ben ağlayacağım.

Ben elimde hep kalemle, cümleler sıra sıra dizilselerde aklımda hep bir şiirin ritmini tutturmuş, cümlelerimi öyle kuracağım. Kelimelerin ucu birbirine değdikçe ben yepyeni günler ve belki, yani eğer şanslıysam, geceler seçeceğim. Uzun, yalnız.

İyi geceler.

Advertisements

Soru

İki gözünün arasında, kirpiklerinin ucunda, sallanıyor üzüm taneleri. Boynundan göğsüne süt dökmüşler, bembeyaz bağırıyor.

Yüzünün etrafını kaplayan kapkara bir gölge, beyaz parmaklarım aralarında geziniyor. Bir kadının bir erkekle sevişmesini daha ilk duyduğumda sevmiştim; ya da tam tersi.

 

Önümde duran ve kulağıma dokunan şarkıya aldırmadan yazıyorum, inadına. En fenasına cümlelere değil, kelimelerin hepsine duyduğum özlem, nefret ve merak. Aynı anda.

Aklımda yürüyen tek soru:

Benim onu merak ettiğim gibi o da merak edip sever mi beni?

Merak

Bazen merakına yenilip, her günkü alışkanlığını terk edip peşine düşüyorsun. Gün oluyor beklemediğin bir anda gördüğün fotoğrafıyla yıkılmaya yüz tutuyorsun. Sonra bir yazı çarpıyor gözüne, merak ediyorsun…

 

“Bilmem bana mı yazmış” diye geçiyor aklından çünkü ayaklarının üşüdüğünü en iyi o bilir.