ikimiz bir fidanın güller açan dalıydık

bundan böyle salt kendime yazacağım.

kimse beni tanımasın ne olur, çıkıp gitsin herkes. çok pişmanım etrafımı bunca doldurduğum için. yalnız kalacağım. yalnızlık en güzel avuntusudur aslında insanın. haksızlık etmeyeceğim daha fazla.

uyuşuyorum sanki.

önümde iki seçenek var sanki. ya bu acıyı seçeceğim ya da terk edeceğim. sevmeyi seçiyorum ben yine. sevmek benim yapabileceğim en güzel şey. yıkıp parçalanan her şeyin üstesinden böyle gelebilirim çünkü inatçıyım, çünkü mevsimlerden güz, çünkü cemal süreya en çok senin sesinde güzel.

ne vakte kadar sürer bilmiyorum. gereksiz ne varsa ömrümden çıkaracağım. yorgunum.

işler yolunda gitmiyor zaten, üşüyorum her gece. senin gündüzünü ısıtamıyorum, bu kadar elim kolum bağlıyken tahammül edemiyorum işte yaşamın düzenine.

gideceğim nasılsa. gün gelecek bedenimin her zerresinden çok uzağa düşeceğim, umarım oram buram kırılacak, çok daha fazla acı çekip şu günleri ancak böyle unutacağım, belki de hakikaten öleceğim.

ölmek sanıldığı kadar yitirici değil aslında. tahammülle alakalı çok sıradan bir şey ve nedense şu sıralar inanılmaz güzel.

herkes gidiyor zaten.

tarif edemiyorum ki bu acıyı. üzerime bir kamyon taş dökülmüş gibi, gömülmüşüm gibi, nefes almaya çalışıp taşları kazıdıkça orama burama çarpıp kanatıyor gibi, soluğumu tıkıyor gibi, ben farkındayken canımı alıyor gibi, korkarak ölüyorum gibi.

dayanacağım. ne yapayım başka. yerlere atsam ben de kendimi, bağırsam falan. ah dünya, gel de nefret etme hemcinslerinden, kendinden, aynadan ve külotlu çoraplardan.

neşat baba ne güzel diyor hani; doluyor rakı kadehi de onunla.

Sözüm yok şu benden gırıldığına 
Gidip başka dala sarıldığına 
Göynüm inanmıyor ayrıldığına 

Gözyaşım sel oldu zehirim sensin 
Evvelim sen oldun,ahirim sensin

yalındım, gündüz gibi. içimde senden ve benden başka kimse yoktu. şimdi bana sus diyorsun, git diyorsun, kocaman oluyor gözlerin, sesin buz gibi, bekleme diyorsun.

buradan gidebilseydim keşke o an. ömrüm o an soldu galiba, emin değilim.

kendime dair ne varsa yırtıp atıyorum içimden. kimsem yok biliyor musun?

aileme dönmüştüm, yaşadıklarımın altında ezilince, yalnızlığa düşünce aileme dönmüştüm. ailem yok. gidecek bir evim var zannediyordum. gidecek kimsem yok.

beni tanımıyor hiçbiri. asıl benin kim olduğunu bilmiyorlar. onların sevdiği evlat, kardeş olduğum sürece bir odam var.

sabahları uyanmak istemiyorum. yataktan hiç çıkmıyorum bazen. kapatıyorum gözlerimi. rezil çünkü burada yaşam. bana ait, bana dair hiçbir şey yok burada, bu alemde, bu karmaşada.

anamın dizinin dibi benim değil, babamın kolları bana kapalı, ablamın sözleri bıçak. bir kız çocuğu var. sustuğu, güldüğü, pasif yaşadığı sürece evlat sayılan.

kimsem yok.

şimdi de sen dedin, olamazdık diye. o halde diyorum ben yokum. ben kimse için var olamamışım, var edilecek şeyler yaratacak kadar güzel değilmişim meğer. ben meğer yokuş aşağı tökezliyormuşum.

beni tanıyan kimse yokmuş meğer, şimdi daha iyi anlıyorum. sanırım bunu söylediğin an soldum ben. yapamazdık dediğin o kısacak an.

demek ki dedim, beni tanımamışsın. tanıdığını söylediğin o sayısız anları anımsadım. demek ki, sen de görmemişsin. öyle değil diyorum kendime. o halde neden yapamazdık. benim için söylediğin onca söz, benim söyleyemediğim şeyler, beni nasıl bana anlattığın gözümün önündeyken yani.

demek ki vazgeçtin.

demek ki sen de beni görmedin.

ağlamak da bizdendir. o nedenle de ben ağlamaya devam edeceğim. üzgün değilim. ağlamak ne güzeldir. üzgünüm, ağlamak çaresizliktir.

bir yol bulmaya çalıştım ben, kendimce buldum da ama tek taraflı uyunmazki canım. illa karın ister, koku ister, can ister, nefes ister.

nefes bile senin tenindeyken güzel.

acı çekmek katlanılmaz şey. bir koyversem karşıki dağların hepsini yıkacağım, bağır çağır tüm şehri yakacağım ya da canı, cananı savurup kurtulacağım.

bilmiyorum, kararsızım.

şu on sene tez geçse, ölecek miyiz kalacak mıyız bi öğrensek. aynı evin içinde kahve köpürtsek, çay demlesek.

yakıştırdığın şeyler çıkmıyor aklımdan ama ben sana kırılamıyorum. insan sevdiğine gücenemezmiş çünkü. ben senin kokunu duyumsuyorken sana kıyamıyorum, affet.

yenilmek seninle güzel, kazanmak gereksiz, umut herşeyden değerli ve yaşamak inanılmaz.

canımdan olmak istiyorum, yorgunum. damarlarım öyle tıkanmışki, pislik dışarıya akmıyor, hep içimde.

kurtulmaya çalışıyorum. olmuyor. geçmişte olanların hepsi peşimde. pırıl pırıl idin sen, beni de büyüttün, temizledin, düzelttin. sığınmıştım sana, sıcacık koynuna.

daha şanslı doğduğumu zannederdim hep. etrafımda onca insan var ve hepsine gülüyor numarası yapıyorsam eğer, kimsem yoktur demektir bu, başka şey değil.

sen beni sevdiğinden beri daha güzelim.

sen gittiğinden beriyse daha çirkin.

hayat ne garip saçmalık. insan hep tahammül ederek geçiriyor günlerini. bitsin diyor ama ölmekten korkuyor. güleyim diyor ağlayanlara özeniyor, ağladıkça gülümsemeyi özlüyor. yalnızım deyip dolduruyor köşesini bucağını sonra kalabalıklar içinde yalnızım klişesinin en asil üyesi oluyor.

hayat ne garip. aşık olmaktan daha güzel şeyler olduğunu öğretiyor. tutkudan daha fazlasının mümkün olduğunu, mantığın zarar ziyandan uzak tuttuğunu falan. ama sonra, aşkın pençesinde kıvranırken buluyor kendini.

her gün içkiye tövbe edip bir kadeh parlatarak bitiriyor günü.

her gün bitti deyip, her an yeniden özletiyor sevdiğin adamı.

hayat ne kadar zalım ve kahpe. kadınlar ne kadar alçak ve erkekler hep vicdanlı.

erkekler ne kadar korkak ve kadınlar ne kadar aşık.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s