Sır

Biraz utanıyorum. Bir garip hal bu. Nasıl şair olunur birlikte öğreniyoruz sanki. Yüzümüzü suya dönüp bir bardak çay içiyoruz. Gün batımı doğuyor ve ölüyor karşımızda. Belki başımı göğsüne yaslıyorum . Omuzlarımı görüyor, boynumu, gözlerimi. Ve beni saklamıyor. Benden hiçbir şeyi saklamıyor. Meydandayız. Aynı meydanda yenileceğiz belki. Umutla.
Gülüyordur şimdi bunları okurken, gamzeleri çıkıyordur. İçinde ılık bi mutluluk umarım. Uyuyoruz sonra biz, her gece, aynı odalarda.

20130301-003502.jpg

Ev

küçüklüğümden beri sırt çantası kullanamam, bacaklarıma çarpar, yürüyemem. ilk sırt çantamın rengi mordu, bir garip eflatun. o günden beri sırt çantası kullanamadım, bacaklarım acıdı.

neyim var ve neyim yoksa, benim olmayan ne kadar şey varsa bırakıyorum. önce yatağımın üzerine koyuyorum hepsini tek tek sonra kapıya doğru sıralıyorum, ardından hepsini orada bırakıp kapıdan çıkıyorum.

uzun zamandan beri bir evim yok. yaklaşık olarak kaç gün ve saat bilmiyorum, matematiğim iyi değil, ama sanırım doğduğum günden beri bir evim yok.

yani elbette bir yastığım oldu ve yorganım. bazen ben de birine sarıldım ya da yere oturup sadece ağladım ama asla bir evim olmadı. benim ben olduğum bir ev hiç yoktu.

ben o evin sahibi değildim, yurttaşı olamadım, yerlerinde dolaşmadım, kapıdan içeriye alınmadım.şöyle gözlerimi çevirdim içeriye, kapı aralandı işte biraz, sonra öylesine sert bir rüzgar. burnum kanıyor hala, her sabah.

neyse, bir sırt çantam var artık, bacaklarım acısa da. doğduğum büyüdüğüm bu memlekette doğduğum ve büyüdüğüm onca zamandan beri hiç evim olmadığı için ve ben yapmamam gereken bir gafletle evim sanıp döndüğüm için şimdi yine ben, ben değilim ve bu evlerin hiçbirindeyim.

sırt çantam var artık. o kadarcık eşyam. senin eskiyen kokun ve bir defter ve bir kalem ve bir kitap bazen ve bazı şiirler, yazdığım onca söz, çizgiler ve biz ve ben ve kimse ve ben ve ben yine kimsesizim.

Bir güzel uyku

Bu sana değil, bu çok başka birine, yeni doğmuş bir şaire, belki ezelden beri yaşamış ve henüz ölmüş bir şaire.

Sabah uyanıp, sabah sadece uyanıp, yalnız bir sabaha çok fazla şarapla uyanıp, kelimelere uyanıp, kelimelere uyandım. Bir güzel sabah oldu, sayesinde karnımın ağrısı biraz da olsa geçti ve ben, ama ben gözlerimi sevdim yine.

Kendime alıştım bir an. Kelimeler doğurmaktan bahsettim içimden, tekrar uyurken. Karnımı yarıp çok güzel sancılarla bazı kelimeler doğurdum, yazmadım. Şimdi de yazamıyorum. Hayır telaş değil, henüz değil belki, karnımda büyümekteler çünki.

Göğsüne uzanmakla alakalı bir düş yazmış, yaşlanmayız biz dediğim muazzam bir düş.

Ne güzel.

Neyse, bir güzel uyuruz belki bir gün yine. Belki birlikte. Kaybettiklerimi anımsadım sayesinde.

Sonra

Bir adamın göğsüne dayanır kadın.günler ve gecelerce. Bir gündüz boyunca orada yaşar, bir gece boyunca orada yaşlanır; ta ki ertesi güne kadar.

Bir kadın sadece inanır adama, kayıtsız ve şartsız doğar her gece. Rüyasında yazdığı bir takım şiirleri bile emanet eder adama, kaçındığı ne varsa..
Sonra sabah olur sonra gece. Saçlarının arasından bulduğu yanağını öper adam, kadının. Bıyıklarına konar belki kadının dudağı. Sonra sabah olur sonra gece. Bir güzel uyur kadın bir güzel adam. Bir güzel adamın koynunda yaşlanır kadın, bir güzel.

20130223-000924.jpg

üç kuruşluk halimiz

durduğumuz bir gök var,

aynı adımların altında. büyük bir ağacın altında

uzanıyor ve uzanıyoruz.

kolların arasına sıkışmış bir şey var, adı ne olursa olsun ben değil.

gözlerinin altında birikmiş her şey, tuzlu, yalnız.

üzerimizde çiğden bir örtü

ve yarım yamalak kalmış onca cümle.

yazık nedir en çok ben biliyorum, sense..

gün oldu.. hangi kuşun ağzından döküldü anımsamıyorum.

orta dünyada kaybolup, eteklerimi sıyırarak belki,

önce cemal süreya çalacak kapımı, sonra

sonra belki sen.

sen yitirdiğin onca anı için ağlamalısın bence şimdi.

çok güzel iki evladından olduğun belki adını senin koyduğun

belki benim doğurduğum çok güzel iki evladından oldun.

durmamakla başlıyordu herşey. bıkıyorum.

durmuyor ellerimiz. ellerine hep bir şeyler veriyordum;

küçük şiirler önce, sonra kocaman bir kara atkı,

sonra ellerim, sonra dudaklarım.

ellerime ellerini bile koyamadığın bir anı var aklımda, yırtılarak duruyor orada. sarılıyoruz.

sonra sarılıyoruz. üşümek dediğin üç kuruşluk şey. bize uğramıyor.

ve fakir olmanın köşeyi dönememekle bir alakası yok; bunu sadece biz ikimiz anlıyoruz.

Görsel

 

Bil istedim

Tam şu anda yokluğunda ilgili bir şey oluyor. Sınanmak gibi bir hale büründüğümden artık kastım kendime. Tam şuramda yokluğunla ilgili felaket şeyler oluyor ve kendime kasttediyorum, bedenim çöküyor. Ne elemmiş, beni yiyip bitiriyor. İyi değilim iki gözüm, tam şu anda, sol yanımda yokluğunla ilgili bir şeyler oluyor, başlıyor ama bitmiyor.
Bedenim hiç görmediğim kadar çelimsiz ve dayanıksız. İnadına güçlü olmaya çabalıyorum lakin olmuyor.Burada senin yokluğunda çok kötü şeyler oluyor, durduramıyorum. Bıktım ve takatsizim. Yokluğun nedeniyle tahammül çizgim inceliyor. Bıktım ve takatsizim. Yokluğun yüzünden bitap düşmüş haldeyim.

 

 

Gülün dikeni

Elleri ellerimin üzerinde, kucaklayarak yürüyorduk tüm yolları; tek tek. Avuçlarımın arasında biriken pislik, bedenimi kazıdığım toprak. Elleri ellerimin üzerinde, bekliyorum çiçeklendiğim yerde. Takvimsiz ve sualsiz sürebiliyormuş gece, dün gece.
Ankara’dan nefret ediyorum. Veren ve geri alan. Ankara’dan geceleri daha çok nefret ediyorum. Pencerenin önünde birbirimize dokunmadan ayağımızın ucuna kadar serilmiş şehrin ışıklarını izlediğimiz o son gece geçiyor aklımdan. Uzayan ve kısalan adımlarımız, koşulsuz duraksamalarımız, yoğruluşumuz asılıyor aklımın bir yerine. Kalbim nasıl ağrıyor, nasıl sıkışıyor bir bilsen.
Kocaman bir ağacın gölgesindeyim, kar yağıyor, soğuğu artık sevmiyorum. Adımlarımız yavaşlıyor, geriye dönüyor bakışların.
Ankara’dan öğle saatinde nefret ediyorum. Gülün dikenleri parmaklarıma batıyor. Gizleyemiyorum. Bilmediğim ne varsa çoğalıyor. Bildiklerimin hepsi teferruat. Sabah oluyor yine unutuyorum. Adımın ilk harfiyle başlıyordu alfaben. Elif gibi başlıyordu her hece. Kelimeleri doğuruyordum ben, nakış gibi işliyordun sen. İsmini çocukluğumdan beri erkek evladıma niyet ederdim. Herşeyi yitirdim. Sabah oluyor, uykunun üzerini yorganla örtmüşler, bizim üzerimizde yalnızca birbirimizin elleri, kirpikleri ve kelimeleri. Uzun uzun bana baktığın gecelere hasretim. Uyku amansız, nankör. Yalnızım.

20130216-203306.jpg

Babamın bıyıkları

babamın bıyıklarını çok severdim küçükken. kucağında uzanıp bıyıklarıyla oynardım, o da televizyona bakardı. kulağımda hep o zamandan kalma sesler; babamla annemle kürtçe konuşmaları, süleyman demirel’e ‘baba’ diye haykıran kitlelerin sesi, ablalarımın kıkırdamaları. küçükken,ben babamın kucağında uzanırken yaz gelirdi memlekete. pencereleri açardık ev serinlesin diye. annem gizleden kapatırdı inadımıza. toz giriyordu içeriye, tozu hiç sevmez annem. hava kararıp da ışıklar açılınca küçük sinekler dolardı ışığın etrafında. çoğu o ışığa aldandığından canından olurdu. o vakitler başladım hikayelerimi kurmaya sanırım. yani bir ana ve bir baba olurdu, bir de çocuk. biri muhakkak ölürdü. o zamanlar başladım işte kelimeleri birbirine denk düşürüp alakalı bir hikaye oluşturmaya. hep aklımdan hep gözüm tavanda hep sineğin kanadında.

babamın bıyıklarını çok severdim o zamanlar. babamı hiç bıyıksız görmedim ben. güzel bir düş vardı babamla aramızda. insanları ne çok sevecektik ve hep eksik kalmış herkesi biz sevecektik. kimsesiz kalmayacaktık, kimsesiz kalınmayacaktı. bir dirhem gücümüzü onlarla omuz omuza arttıracaktık. her ayıbın üstesinden gücümüzle gelecektik.

babamın bıyıklarını çok severdim eskiden. akşamları hep elektrik kesilirdi ben çocukken. o zaman babam koltuğa uzanır, biz de yere, babamın baş ucuna otururduk. kürtçe kelimeler öğretirdi o zaman bize. mum ışığında babamın bıyıklarının telleri uzardı, uzadıkça uzar köye varırdı. beyaz eşşeği anlatırdık, suyun dibinde biten ağacın gölgesini ve topladığımız dutları. babam da karşılığından kürtçe kelimeler öğretirdi bize.

babamın bıyıklarını hiç unutmadım, hep sevdim.

şimdi apayrı yerlerindeyiz ömrün, savruluyoruz. onun izinde olmamla alakalı ciddi sorunlarımız var; yıpranıyoruz. yok edeceğiz birbirimizi, birbirimizde yok olup gideceğiz diye korkuyorum. babamın bıyıklarından olabilirim, olmaktan korkuyorum.

insan en çok insana muhtaç. şimdi bana limansız, kıyısız kalmayı sorsanız sadece susarım. çünkü muhtaç olmak zaten zor, dile dökmek daha da.

 

limansız ve kıyısız kalmış vaziyetteyim.