Nefret ettiğim şeylerin listesi

 

Neler hakkında konuşurduk? Akşam başlayıp sabaha dek, biraz uyuyup sabahtan akşama dek. Gün ve gecenin tüm izlerini yitirip, karşında uykudan bitap halde sadece seni izlerken, sen beni izlerken, dokunmanın elzem olmadığı o zamanlarda ne konuşurduk, neler anlatırdın bana? Anımsıyor musun?

Geriye sadece hatıraların kaldığı bu rezil anlarda olmasaydık eğer şimdi bana neler anlatıyor olurdun acaba? Çok güzel masallar uyduruyor olurdun eminim, öğrencilerinden birini anlatırdın ya da sadece izlerdik birbirimizi. Birbirimize bakmak inanılmaz ve paha biçilemez olurdu yine ve sadece birbirimizi izlerdik saatlerce.

Bir fırtınaya tutulmuştuk biz, anımsar mısın? Ne güzel dalgaların arasında kayboluyorduk her an, ne güzel yok oluyorduk aslında.

 

‘Benden nefret etmeni istedim’ demiştin bir keresinde; ancak öyle devam edebilirim diye. Canım, mümkün mü bu sence? Otur şöyle, gerekirse bir kadeh rakı al ve Neşat’tan bir türkü aç. Ahirim sen evvelim sen desin mesela. Dinle, bir yudum al ve düşün. Mümkün mü sence? Gözyaşımdan öptüğün anı anımsa, elimi tutmaya çekindiğin, rakıyı nasıl bölüştüğümüzü, peynirini bana verişini… Nefret edebilir miyim ben hiç senden?

Senden nefret etmiyorum canım, edemem. Her gün ağlamaktan nefret ediyorum sadece. Gece olup, herkes uyuyunca yorganıma gömülüp bi kendi nefes alış verişimi duyduğum anda düştüğüm yalnızlık ve özlemden nefret ediyorum. Unutmam için elinden geleni yapmandan, bunca şey yapmana bu kadar kayıtsız kalmana rağmen hala unutamamış olmaktan nefret ediyorum. Bu kadar dik başlı olup tek başına aldığın bu berbat karardan nefret ediyorum. Kendini koyduğun bu halden nefret ediyorum, her gün yoksunluğunu duyduğum halde hiçbir şey yapamamaktan, olan biteni sana anlatamamaktan, yarının yine bugün gibi rezil olacağını biliyor olmaktan nefret ediyorum sadece. Gule’yi dinleyememekten nefret ediyorum, içtiğim rakının değişen tadından, göğsümün orta yerinde taşıdığım yükün altında ezilmekten nefret ediyorum, kıpırdayamamaktan nefret ediyorum, varacak, gidecek kimsem olmamasından nefret ediyorum. Çenem kırılmış ama senin yokluğunun acısının bile bundan daha beter olmasından nefret ediyorum. Yokluğunu çekiyor olmaktan nefret ediyorum. Buna dayanmak zorunda oluşumdan, her geçen gün sabrımın incelip gücümün azalmasından, hayata dair ne varsa çoktan vazgeçmiş oluşumdan nefret ediyorum.

Halbuki ben seni bilmezden evvel çoktan vazgeçmiştim her şeyden ve alışmıştım bile buna. Ama şimdi, senin güzelliğini bildikten sonra, senin her zerrenin bana ait olması gerektiğini bildikten sonra vazgeçmekten, senden, her şeyden vazgeçmekten nefret ediyorum.

Vazgeçemiyorum, ben senden geçemiyorum. Bıraktığın anda duruyorum, ilerleyemiyorum. Çoğu zaman bunun bu kadar zor olmasından da nefret ediyorum.

Hiç böylesi bir elemle kaplanmamıştım, her nefesin peşine takılan bu kadar ağır bir yüküm olmamıştı. Tüm bedenimin yara bere içinde kalmasından nefret ediyorum.

Kimse bilmiyor halimi, güvendiğim bir iki kişi de tez zamanda kendi dertlerinin yolunu tuttular, kimse bilmiyor halimi. Yapayalnız olmaya geçen seneden alışığım aslında. İşte diyorum ya, yalnızlığa, boşvermişliğe, vazgeçmeye alışmıştım. Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Şimdiyse öyle değil. Gördüm hayatın ne güzel bir şey olduğunu, sevmenin nasıl koşulsuz kılınabileceğini, gözlerinin içinde doğmayı, ölmeyi. Şimdi vazgeçmek, şimdi bunların hepsi daha zor.

 

Beni canımdan edenlerden, canımdan mahrum eden her şeyden nefret ediyorum. Kendimden nefret ediyorum. Biz yapamayışımızın sebebi ben olduğum için kendimden nefret ediyorum. Sonumuz ne olursa olsun, seninle konuşunca düzeliyor her şey dediğin o anda olmadığımız için zamandan nefret ediyorum.

Hiçbir zaman çok dindar olmadım, biliyorsun. Duaları duymadığı için Allah’tan nefret ediyorum. Yuvamdın, kanımdın, canımdın. Gidecek evim yok artık. Evimi elimden alandan nefret ediyorum.

Yağmurla olan fotoğrafına bakıyorum, sadece bakıyorum. Aralıksız birbirimize baktığımız o anlardaki gibi sabah oluyor. Kocaman bir karanlığın içinde yaşıyorum, o an karanlık bitiyor, sabah oluyor. Sonra elimde bundan başka hiçbir şey olmadığını fark ediyorum. Bundan nefret ediyorum. Yetinememekten nefret ediyorum, ölümümün bu kadar derinden başlamış olmasından nefret ediyorum.

Senin bu kadar uzak durmadan, artık benden vazgeçmiş olduğun ihtimalinden nefret ediyorum. Seninle konuşamıyor oluşumuzdan nefret ediyorum.

 

Ay ortasında Ankara’ya gideceğim. Ankara’dan nefret ediyorum.

Bir fotoğrafa bakıp aldanan, sürekli güzel sözler söyleyen o rezil insanların hepsinden nefret ediyorum. Cemal Süreya’dan nefret ediyorum. Türkü dinlemekten nefret ediyorum. Hakkım olan o türküyü yalnız kaldığımızda bana hiç söylememiş olmandan nefret ediyorum.  Emek kelimesinden nefret ediyorum, insanların yapmacık yardımlarından nefret ediyorum. Kardeşlerim sevdikleriyle mutluyken ben senin için‘o da böyleydi’ diye kendi kendime konuşuyor olmaktan nefret ediyorum.

Seni anlatacak kimsem olmamasından nefret ediyorum. Anlatsam da çözülememesinden nefret ediyorum. Çözmek için ne yapacağımı bilmiyor oluşumdan nefret ediyorum. Senin bir zayıf anına denk gelip gözlerini göremiyor oluşumdan nefret ediyorum.

Yazdıklarımı okuyup okumadığını bile bilmiyor olmaktan nefret ediyorum.

Kanın akıyor ve bulaşıyor ya her yere, öyle yazmıştın. Kanamadık yerim kalmadı, tükeniyorum. İnsanın yemeye, içmeye ihtiyacı yok yaşamak için. Benim sana ihtiyacım var devam edebilmek için… senin yokluğundan nefret ediyorum.

 

Ama canım senden asla asla nefret etmiyorum.

 

 

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s