Bir akşamın bitişi

güneş nasıl sıcak, neyse ki rüzgar var. eğer anlatabilecek olsam rüzgarın ne kadar ılık olduğunu anlatırdım ve baharın nasıl damarlarıma kadar karışıp yeni bir yol bulduğunu. çok fena bir günün sabahı değil neyse ki bu; çok fena bi zamanın gündüzü sadece. Eğer bir şeyleri anlatabilecek olsam sabahları uyanmanın ne kadar zor olduğunu değil de uyuyamamanın sıkıntısını anlatırdım sanırım. Ama yapamıyorum. Susuyorum. Zira anlattığım zamanlarda da anlaşılmıyorum. Cemal Süreya’nın bana nasıl aşık olduğunu anımsamaya çalışıyorum bazen, bir türlü kalkamadığımız rakı masasını, koşar adım gittiğimiz yatağımızı. Kısa süren yorgunluklarımızı anımsıyorum. Söylediği bi türkü vardı, dersimi anlatan, sesini duyumsamaya çalışıyorum.
Anlatabilecek olsam işte bunları değil de neden bu yalnızlığa hapsolduğumuzu anlatırdım. Aslında anlatıyorum ama anlaşılmıyorum. Yalnızlık gövdemize yapıştığı günden beri kedereş olduğumuzdan sanırım, sadece susuyorum.

yine

yazmaktan bile yorulduğunuz, yazmadığınız halde tüm kelimelerden bıktığınız çünkü aynı şeyleri sürekli tekrarladığınız zamanlar vardır. bir de o anlardan birine hapsolduğunuz akşamlar ve karanlıklar.

işte o akşamların öncesinde susadığınız halde bir yudum suyun bile boğazınızdan geçemeyecek kadar can yaktığı ve bedeninizin et ve kemikten ibaret olduğunu unuttuğunuz bazı öğleden sonralarında kaybolursunuz. susarsınız. susamışsınızdır.

asabiyet ruhunuzun en dingin yanı olur o zamanlarda.

susarsınız.

konuştuğunuz halde anlatamadığınız çok şey olduğunu fark etmenin inanılmaz ağırlığı altında ezilirsiniz. ezilmek ne kelime, yitersiniz.

bedeniniz ayrılır ruhunuzdan. ruhunuzun çoğu yeri bedeninizde açılmış en ağır yaradan daha çok acır, sızlar. lanet olsun, susarsınız çünkü konuşsanız da anlatamamışsınızdır.

yalnızlığın yongası vurulmuş bir kere, kenetlenmişsiniz gövdenizle.

işte o günlerden birinde siz yine susarsınız çünkü anlattığınız halde duyulmamışsınızdır. yalnız bırakılmışsınızdır. yine.

http://www.youtube.com/watch?v=Jkox-V6uRIo

bardağa değene

https://www.youtube.com/watch?v=dA1uJfQH7yY

Rakının bardağa dolarken çıkardığı duyulmayan inceden bir sesi vardır. Suyun dökülmesini bekleyene dek yalnız bardağın içinde kıpırdanan bir sestir o. Kimse duymaz. Çok içip sarhoş olan da az içip keyflenen de duymaz. Rakının, bardağa su değene dek çıkardığı minicik hüzünleri vardır, o sesleri kimse duymaz.

Uykunun aralanan kapılarını tek tek kapatıp, masaya, rakının bardağa yaklaşmaya başladığı o ana varıp çöktü sandaleyeye. Sağ ayağını sol eliyle altına doğru kıvırdı, sol ayağını da yukardan sallandırıp gözlerini yere değil, masadaki çatala doğru eğdi. Karşısında oturan adamın sesi kulaklarına çarpa dursun, onun aklı çatalın paslanmış ucundaydı. Batsa ölür müydü? Hemen aşı yaptırmak gerekir miydi?

Küçükken sahilde parmağının ucuna batan paslı çivi yüzünden gece korkudan uyumayıp ölmeyi beklediğini anımsar gibi oldu, kovdu. Edebiyat parçalayacak halde değildi. Canı içmek de çekmiyordu, konuşmak da.

Canı yaslanmak çekiyordu. Birinin karnına, sırtını dayararak kıvrılmak, belki orada uyumak çekiyordu. Soluklanmak.

Canı onun koynunda durduğu anlardan bazısını çekiyordu. Susarak. Konuşmak istemiyordu hiç, sadece çatala bakmak, canı sadece çatalın paslanmış ucuna bakmak istiyordu.

Garson geldi, konuşmak istemiyordu canı. Eliyle peyniri işaret etti, peynir geldi; buzu gösterdi, buz geldi.

Bir an oturdu kaldı yerine. Elleri boşaldı. Gösterdi de ben mi görmedim diye hayıflanacaktı ki yerini çoktan endişe aldı. Bana dedi, diye düşündü. Saatler ve gecelerce, sabaha dek anlattı. Duymamışım demek ki. Neden? Anlatmıştı oysa. Duymamışsam.. nasıl?

Bedeni karıncalanıyordu, karşısındaki durmadan anlattıkça bedeni büzülüyor, çürüyor, kavruluyordu. Yüzüne dokundu, yanıyordu, çok sıcaktı.

Rakının bardağa değerken çıkardığı minicik sesler vardır. Şimdi hepsi kafasında yankılanarak büyüyordu.

Meşhun bi an

Durabiliriz mesela. İkimizin arasında onca bulanık yüz var ki. Gidebiliriz mesela. Çok uzağa. Gözlerinde olandan başkasını aramadığımız birine, yüzyıllardır sakladığımız o bir öpücüğü bırakıp, kaçabiliriz aslında. Gidebiliriz yani. Gitmrk fikrini bu kadar arabesk yapmadıkları zamandan öncesine, hakikatiyle. Gidebiliriz canım. Gidebilirdik biz ikimiz, senle..
Ağladığımı gören bi adam olsan, olsan ve anlasan. Duysa. Öyle misin? Biraz anlatsan. Benim koynum durutken kaçmasan. . Nerdesin? Biz ikimiz nerdeyiz. Tiksiniyorum günrşten ve kendimden bir de rakıdan vr geceden. Verenden ve alandan. Sırtımdan . Kendimden. Gözlerim acıyor. Kafan netken sevsen beni. Bulutlandığında da sevsen. Uçtuğundan evvel desevsen .

Ağzjna sıçabilirsin istediğin herşeyin. Yüzüne de tükürebişirsin. Bu kadar çünkü yaşamak, dokunmak.
Sırtımı yaslıyorum, uzun, ince ve serin havaya doğru dönük yüzüm. sırtımı yaslıyorum, duvar düşündüğümden daha soğuk. biraz gözlerim yaşarıyor, biraz ellerim.