Er ya da geç

http://www.youtube.com/watch?v=mUVdQ9R5urk

 

Ilık, ince bir rüzgar esiyor. yanaklarım, dudaklarım..bir zamanlar dokunduğumuz tüm yapraklar değiyor bedenime. boynumdan geçip saçlarıma dek yürüyor. yürüyor gibiyiz, yatağın iki ucuna kıvrılmış, yürüyor gibiyiz. açız, susuzuz, hiçbir şey diyemiyoruz.

anamızın rahmini yarıp çıktığımız günden beri kimsesiziz. yalan. hiçbir şey demiyorsun. ağacın dalları arasına asıyorum ellerimi, boynumu doluyor yapraklardan bazıları. ayaklarım yere değmiyor, ne güzel, uçuyorum. tam buraya, iki göğsümün arasına, çok sevdiğim o yere, sakladığım herşey yere dökülüyor. kırılarak. eğilip almam lazım, eğilemiyorum. boynumu daha çok sıkıyor rüzgar. ılık, incecik rüzgar. bir yaz sabahı kirpiğimden dudağına değen o mis kokulu rüzgar.

bir söz ile yıkılıyor ya her şey, biricik bir öpücükle nasıl da düzeliveriyor. ama içerin yangın yeri, öpenin olmuyor. çekilip bazen gecenin en zifir yerine, o minicik kuytular nasıl da kocaman oluyor, sığındığın daracık yerlerden nasıl da taşıyorsun istemeye istemeye. yürüyor ve büyüyorduk. biz büyüdükçe üzerimize sinen herşey karışmıyordu ki sise, orada duruyordu öylece.

sabaha karşı uyanıp baktığımda buraları hep sis kaplamış oluyor. elim buz gibi. haziran’da ölmek zordu hani?

rüzgarın değdiği nere varsa yıkılıp kırılıyor. çekip gitmek vardı ellerimde senin ellerinle. olmadı. yüzümde inceden bir çizgi belirdi, içimde çok derin bir okyanus. ayaklarım değse sadece suya? otursak iskelesinde, taş atsak içine?

20130218-004018.jpg