evİn

kimse kimsenin;

kimse, kim. kimse kimsenin hiçbir şeyi olamaz.

hiçbir şeyi.

aramızda bir yeşil, biraz buruk. akıyor incecik.

sızlıyor. hayır.

seni benden ikimiz, bizi birbirimizden kim?

kim ayıracak?

kimse kimsenin.

sen benim;

ve ben.

ben senin hiçbir şeyin,

hiçbir şeyin olmayacağım.

biz, birbirimizden, elbet bir gün.

önce bugün, az önce, bir saniye evvel;

biz birbirimizden, ayrı yollara, incecik bir ipin ucunda sallanırken,

baş aşağı;

öylece bıraktın.

avuçlarımın içini öpmeyecek;

artık.

kimse.

kimse kimsenin.

 

kocaman bir yoksulluk bu.

koynunda büyüyen bir ızdırap;

akıyor yeşil, yemyeşil.

kapkara bir irin.

ellerimiz bomboş oluncaya dek;

akacak.

 

tumblr_mlohreDDni1r1g98jo1_500

de ki duy, de ki duydum

tumblr_mw0kdnHb1F1rd1vlko1_500

 

Ahmed arif sevmiş ya leyla’sını, ‘leylim’ diyerek; incecik gölgesinden öpmüş, burnunun ucu yıldız dolu. Bir öpmek ama nasıl; sanki ölmek.

Dudaklarım dudakların arasına nefesini bırakırken ki gibi. Yahu ölmek mi öpmek mi bu. İnsan kendi canından, işte sırf bir öpücük uğruna.. vazgeçer be canım. Hem de bin kez.

Biz seninle evvelden beri öyle öpüşürüz çocuk. Ne güzeldir, doyulmaz. Sana doymak günah bir kere. Doyulmaz.

Çocuk. Sevmek dediğim. Off, nasıl bir çırpınış bir bilsen.

İyi de güzel de her şey kabulüm de bu gözleri kapamak niye? Açsana gözlerini, baksana kirpiklerime, dudağımın kenarına, belimin kıvrımına.

Uyumak ve uyumamak arası daldığımız o bahçelerden birinde, avuçlarımın içini öpüyorken sen, o nasıl bir sevmek öyle.

Sevgilim, bu nasıl bir sevmek böyle.

Fena; çok fena.

İkimiz arasındaki bu inanılmaz yol. Katlanılmaz uzaklık. Olmasa. Bunlar da olmasa.

Sevgilim, arif ne güzel sevmiş leyla’sını. Bir doyulmazlık ki sorma. O kelimeler, ah o kelimeler.

Sevgilim, dilerim, ikimizin arasında da gezinsinler.

 

Demem o ki; benim sana doyumsuzluğum baki kalır ama; ki amalar ayıptır, insanız, güçlüyüz. Tutarım nefsimi. Cellat dediğin ne ki, bıçağı indirdin mi şakağının en incecik yerine. O kanlar benim mi yoksa senin mi anlaşılmaz.

Yani sevgilim, demem o ki, okuyorsan bunu ve okumalısın bunları, senin sevmen değil, doyumsuzluğun da benim gözüm.

Hırçınım, bencilim. Olayım; kime ne. Günahların en büyüğü bu olsun. Kul, kuluna doymasın. Kime ne?

Hangi kitap daha güzel yazabilirse peygamberim o olsun.

Ama evvela sen, hep sen. En temiz, en günahsız sen.

Zehr-i yeşl

Sevgi ne tür bir eylem? Hangi gün vazgeçer insan sevmekten? Kaçıncı yüzyılda boğulur tek başına?
Bu dalga nereden, bu ağaç kimin, bu yağmur nerde başlıyor?

Kendi dilim olsun benim. Vatanım sen ol. Seninle konuşayım salt. Sabah olmasın birkaç yüzyıl. Yıldızları nasıl sevmişsek, güneşe bakmak ihanetten geliyor; içimiz titreyerek bekliyoruz aynı yeşilden zehri.

Bu birbirini sevmek olmalı. Yağmurun yaşınca süren ve sürecek olan.
Bu nedenle insan nasıl vazgeçer birini sevmekten?

Bu güllerden biri bizim. İncecik dalıyla kıvrılıp elimize batana dek ve hep. Bu güllerden biri ikimizin adı için.

Gönlü gönlüne eş olanı bilmek için.

Benim seni bilişim gibi, senin beni sevişin gibi. Uzayıp çoğalan, çoğalacak olan.

Mavi bir ay ikimiz etrafında dönüyor, ah gözlerim ne kadar damesutlar!