Sabah çayı

Öğleye doğru masaya iki tabak koydu kadın;
İki çatal, adam.
Severek ve öperek kokladılar çiçekleri;
Oturup karşılıklı
Masada.

Gazetesini açtı adam;
Müziğin sesini kadın.

Fincanlara çay koydu; biri şekerli
Diğeri şekersiz.

Uzun uzun güneşin dönmesini beklediler;
Uzundu, gün uzun.

Karşılıklı birer cümle uzatıp birbirlerine,
Biraz, kek yediler.

Henüz 15 dakika dolmuştu duvardaki saatte.
Gülümsediler.

Aynanın ucunda kendisine baktı kadın, saçlarına.

Kadının gözlerine baktı adam; dudaklarına.

Sonra.

Sonra uzun uzun sohbet ettiler.

20140129-235434.jpg

Advertisements

İki kalp*

Biricik çocuğum, kanım, evladım. 
Sırf senin için durdum yine dünyada. Yeryüzüne paralel ve ellerim gölgeler arasında.

Sırf sen varsın, ben senin varlığınım diye dayandım herşeye.

Şimdi dayanamıyorum.

Düne bakıyorum; geceki güzelliğimize.

Sanki incecik camdan bir evdik biz; koynun.

En güzel yerinde uykuya daldık; ellerin.
Sabaha karşı aynı şiire uyandık; öpüşlerin.

Şimdi; böyle; kırılmış bir kuşun kanadı; ellerimle severim, gözlerimle seni.

Söyle, şimdi.

Nerdesin sevgilim? Beni yine öyle güzel öpemez misin?

***

20140128-001449.jpg

7

Yedi senenin bazı gecelerinde çok dokunuyor içime. Anam, babam yanımda, sıcak bir odada birlikte çay içiyorken mesela. Ya da yazın babamın yoğurduna biraz meyve dilimlediğimde. Bir an bir utanç kırıntısı belirip büyüyor. Kendimden, babama sahip olan kendimden özellikle tiksiniyorum. Bu rahat yaşantımdan. An gelip benden başka herkesi unuttuğumu fark ettiğim zamanlardan.

Sonra bir sessizlik, sakinlik. Hrant. Onun yokluğunu kabullenmek zorunda kalan ailesi. Rakel.

Aşk, sevgi, birlikte yaşlanmak, torunlar.

Yarım yamalak başlayamamış herşey eksik kalmış. İyice yalnızlaşmış bu kadar süre içinde. İyice yalnızlaşmış herkes, hepsi, bazılarımız.

Anmak için o yolda yürüyemeyen ben, ellerinde flamalar bir güzel türkü tutturan sen, oğlu, eşi.

Ama yine de Hrant’a dair bir derin bir soluk.
İnsanın kendi vicdanını, bazen bir bahaneyle. Çoğu zaman hep bahaneyle.

Olsun.

Bak hepimiz yanyanayız. Uzakta olan hepimizin kalbi, vicdanı bir.

İşte Hrant böyle bir güzel adam. Hepimizi biraraya toplayan.

20140119-174058.jpg

Hata

Bir türkü açayım diye geçiyor içinden. Cıgarasını, çakmağını masaya koyup bi türkü açmaya yelteniyor, aklına gelmiyor.
Yazdıklarında vardı; oradan bakayım diye bir fikir geçiyor kafasından. Açıyor.

Sonra cıgarısını yakıp bir fırt çekiyor; uzunca tutuyor içinde. Dicemidin diyor, çok seviyor bunu. Yazdıklarımı okuyor.
Okudukça damağından boğazına sonra da karnının orta yerine bir ağırlık çöküyor, yumruk yiyor.

İçinde bir sürü gürültü, kafası ağırlaşıyor. Onca gürültünün içinde bıçak gibi keskin bir sessizlik, o sessizliğin orta yerinde karanlık bir köşe. Oraya düşüyor.

Elleri, ayakları titriyor. Üşüyor belki. Onu düşünüyor.

Tüm gün tüm gecedir yaptığını düşünüyor. Pişmanlık en beter ceza. Ne yapacağını bilmeden duruyor. Bıçağın kestiği yer kan revan, ölmek diyor, şimdi lütuf.

İnsan bu acıya nasıl katlanır, neden katlanır. Niye yaptım diye hayıflanıyor. Korkuyor. Kaybetmiş olmanın düşürdüğü o derin kuyuda olmaktan korkuyor.

Onu düşünüyor, ellerini, saçlarını, kirpiklerini, ağlayınca kızaran yüzünü.
Ne çok ağlamıştır diye geçiriyor içinden; ne çok.

Ne çok ağlattım diye bencilliğine kızıyor. Alıyor karşına bencilliğine bin tane küfür sayıyor. Öfkeleniyor. Bıraktığı yalnızlıkta kalmaya devam ediyor.
Pişman oluyor.

Bir gülücük duysam sesini istiyor. Korkuyor.
Kapkara bir duman bıraktım; ne yapacağım diye ağlıyor sonra.

Ağlıyor.