sabah

demir kapı yerde sürünerek kapandı gürültüyle. şimdi yine karanlıktı içerisi, yalnızdı. avuçlarının içindeki yaralar yüzünden bedeninin ağırlığını sızlamayan bir yerlere vererek doğrulmaya uğraştı; olmadı. yarı baygın bedeninde yara olmayan yer kalmamıştı. parmak uçları bile sızlıyordu.

üzerine döktükleri soğuk suyu yerden yalayarak çatlamış dudaklarında gezdirdi. su tuzluydu, dudakları yanmaya başladı. tükürüğü ile geçirmek istedi sızıyı ama boğazı kupkuruydu, yapamadı.

kapıdaki delikten içeriye sızan bir parça ışık, kaldığı hücrenin sağ köşesine denk düşüyordu, oraya doğru ilerlemeye çalıştı sürünerek. sonra kafasını ışığa yaklaştırıp gözlerini açtı. karanlığa alışmış gözleri aydınlığı garipsedi yine. günlerdir kurduğu aynı düşü kurmaya başladı.

sabah olmuş gibi yaptı. aralanan perdenin arasından sızan güneşin gözüne girip uykusundan uyandırdığı o sabahlardan birindeymiş gibi davrandı. hayal kurdu.

elleri ellerindeymiş gibi, saçları göğsüne yayılmış birlikte beyaz bir çarşafın arasında yaşıyorlarmış gibi davrandı. yerinden hiç kımıldayamamasının sebebi ağrılarıydı ama sanki göğsünde yatan kuşu rahatsız etmek istemiyormuş gibi, yine kucağında sevdiği kadının saçlarıyla uzanıyormuş da onu incitmeye kıyamadığı o sabahlardan birindeymiş gibi davrandı. birazdan uyanacak, dudağına merhaba kondurup çayı koymak için yattığı yerden tembelce kalkacak; o da saçları belinin kıvrımına inen yarini ardından izleyecekmiş gibi, eski günlerindeymiş gibi düşledi.

sonra yerinden kalkıp gömleğini geçirecekti üstüne ama düğmelerinin hepsini iliklemeyecek, mutfağa gidip arkasından sarıldığı yari dönüp bir merhaba daha verecek ve gömleğinin kalan düğmelerini ilikleyerek ‘hadi otur canım, çayları koyuyorum şimdi’ diyecekti, yine. birazdan sabah olacaktı, yine.

dövülmemiş yeri kalmamış bedenine saplanmış sızıya alışmışlığını fark etti o sırada. yüzünü uzun zamandır görmediği yarinin hali geldi aklına. sızısı bambaşka bir hale evrildi, ciğerine çöktü. yarım kalmış herşeyi suratına yediği yumruklardan daha ağırdı.

geçen günleri düşündü. avluya çıkmayalı kaç gün olmuştu, güneşi görmeyeli. ‘seni bırakmadım canım’ diye mırıldandı. ‘soluk almak için güneşe çıkmadım, seni bırakmadım.’ diye mırıldanarak olduğu yerde, acıdan sızdı.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s