Gül dalı

 

‘Şimdi sen beni öpüyorsun ya; içimden bir gemi kalkıyor ışıkları parıl parıl.’

Adam, avuçlarının arasına aldı yüzünü kadının; kadın, ellerini beline doladı adamın.

‘Sen beni öpmesen ben hiç olacaktım’ diye geçti içinden. Başını hafifçe sola eğerek adamın bıyıklarının arasından bulup asıldı üst dudağına. Tütün kokusunu çekti içine. Ellerini kaldırdı, adamın ellerinin üzerine koydu.

Leylak, amber, sümbül kokusundan mest olmuş, gözleri kapalı dokundu kadının alt dudağına. Kırmadan, yıkmadan, incecik bir aşkla.

‘O olmasa ben ne yapardım’ diye düşünürken adam, kadının ellerini ellerinin arasına aldı.

Parmaklarının arasından bir gül dalı uzayıp yüreklerine vardı. Güle emanet yürüdüler birkaç adımı. Dönüp dönüp baktı adam, yürürken.

Kafası önünde, kıvılcım gibi büyüdü yüreğindeki gül, kadının.

‘Mahvoldum ben’ diye geçti içinden kadının.

‘Ben mahvoldum’ diye geçti içinden adamın.

 

Parmaklarının arasından bir gül fidanı büyüyüp değdi dudaklarına. Gül yaprağında yürüdüler akşamın karanlığına, cennet bahçesine dökülen gül yapraklarına.

 

 

 

 

20140426-211505.jpg

Advertisements

Birçiti

Açlık grevinin üçüncü gününde hapishanedeki düşünce suçlusu, yirmi gün sonra içtiği şekerli suyu kusmaya başlar.

Fabrikanın kapısında grev sözcülüğü yapan, saçına çoktan aklar düşmüş ve nasır tutmuş elinde cıgarasını tutan işçi, patron herkesi işten çıkarmakla tehdit edince  ‘ne yapacağız ulan şimdi?’ diye dertlenir kafasını önüne eğerek.

Anasının ördüğü kazağı, sırtına geçirecek paltosu olmadığı için, mavi önlüğünün altına giyen 8 yaşındaki Bawer’in uykusu ilk dersin sonunda açılır; zil sesini duyunca da karın içinde taş sektirmek için koşarak sınıftan çıkar.

Zeliha, yatakları toplayıp döşekleri üst üste dizer. Sonra ahırın kapısını var gücüyle sürükleyip açar, elde kalan bir tek koyunu otlamaya çıkarır.

Akşam olmaya yakın, yarın Bawer giysin diye kirlenmiş çorapları yıkayıp sobanın üstüne dizer anası; kocası yarın fabrikadaki işçilere götürsün diye ekmek pişirir sacda. Ekmeklerden bir iki tanesi yanınca eliyle kazır yanıkları. Parmaklarının ucu kızarır, sızlar.

Zeliha babasının grev sözcüsü formasını çitileyip ipe asarken anasının belli etmeden ağladığını görür ama ses etmez. Abim aç kalalı 10 günü geçti diye geçer aklından.

Bawer eve gelir gelmez soğuktan uyuşmuş ellerini ve ayaklarını sobanın dibine kadar sokar. ‘Yakacan ha kendini!’ diye bağırır ablası.

Sonra murtafa geçer, tüpü açıp yemeği ocağa koyar ve sofrayı kurmaya başlar.

 

 

 

 

taslak 7. geçmiş zaman kullanmalı.

Ekmeği ortasından kırıp sofraya koydu babam. Salih daha bebe diye anam ona kucağından yediriyor yemeği. Ekmeğin ucundan koparıp çiğniyorum ama dişlerim sallanıyor; ekmeği çiğneyemeden yutuyorum.

Anam, Salih’i yedirirken bir yandan da açılan örtüsünü başına geçiriyor ama tülbentin boncuktan oyaları düşüp sarkıyor. Çenesi, gerdanı açıkta kalarak yemeğine devam ediyor anam. Kafası hep aşağıda.

Babamın bıyıklarının ucuna yemeğin yağı değmiş, parlıyor.

‘Git su getir hele’ diyor babam. Anam da ablama ‘hadi kız’ diyor. Ablam içerden elinde iki bardak bir de testiyle dönüyor. Babamın bıyıklarında yağ bardağa geçmiş; bıyıkları artık parlamıyor.

Ablam iki belik örmüş saçlarını, elleri sürekli beliklerinde. Hoşuna gitmiş sanırım. Yemek bitsin ben de elleyeyim.

Babam geriniyor önce, sonra örtüyü üzerinden çekmeden kalkıyor yerinden. Kırıntıların hepsi yere dökülüyor. Anam bir şeyler mırıldanıyor ama anlaşılmıyor.

‘Kaldırın hadi’ deyince aç tok düşünmeden herkes yerinden kalkıp sofrayı toplamaya başlıyor. Hemen leğeni ve havluyu almak için avluya çıkıyorum. Babam ellerini ağzını yıkayacak. Leğenin içine biraz sıcak biraz su koyup ılıştırıyorum, havluyu omzuma atıyorum. Bir de tarağı.

İçeri girip leğeni yere koyuyorum. Sabunu unutmuşum. Ciğerimden başlıyor ateş ellerime kadar.

Babam bağırmaya başlıyor: A.. koyduğumun çocuğu bir işi de becer lan! Ayağının önündeki leğene vurup çıkıyor evden. Yüzüme de bir tokat. Kıpkırmızı oluyorum ama alışmışım, hemen omzumdaki havluyu yere koyup suyu siliyorum.

 

… devam edilecek

 

Sabah ayazı

Ekmeğinin peşinde bir adam, sokakta tek başına yürüyor. Evin kapısından çıkarken yaktığı cigarasından derin bir nefes çekip, sabah ayazında, yüzünü paltosunun yakasına saklayarak, işe gidiyor.

Ellerini cebine almış; sağ eli cigarısını tutmak için soğuğa yeniliyor ara sıra. Kafasını önüne eğerek ilerliyor.

Sokak lambalarının henüz sönmediği ama havanın aydınlanmaya başladığı o saatlerde, kendisinden ve birazdan pişirmeye başlayacağı ekmeklerin hamurunu karan fırıncıdan başka kimsenin olmadığı sokakta bir an durup arkasını dönüyor. Kafası, paltosunun yakasından sıyrılmış halde üşüyerek, cigarasından aldığı nefesi ıssızlığın orta yerine bırakıyor. Yatağında uyuyan çocuklar, herkesten önce uyanıp sobaya, çocukların kullanmadığı eski defter, kitap sayfalarından atan ve çayı koyan kadınlar, akşam yine ay sonunu denk getiremediği için ertelediği borçların altında ezildikçe kamburu belirginleşen adamlar geliyor aklına.

İçinden okkalı bir beddua savuruyor hayata, adalete. Önüne dönüyor. Çıktığı yolda, kafası önünde yürümeye devam ediyor.

Resim