Işıklar

Arabaların yavaşladığını fark edince kafasını kaldırıp ışıklara baktı, kırmızıya dönüyordu. Kaldırımın kenarına dizdiği soğumuş su şişelerinden üç tanesini ellerine sıkıştırarak duran arabaların arasına girdi. Pencereleri açık olanlar yaklaştığını görür görmez pencerelerini kapatıp başka şeylerle uğraşmaya başlıyordu. Önceleri biraz üzülmüştü ama alıştı artık. Kızacağı belli olan adamların yanına yaklaşmamayı öğrendiği gibi pencereleri kapanan arabalara gidip ‘su, su’ diye işaret etmemeye de alışmıştı.

Neredeyse bir aydır burada durup ışıklarda su satıyordu; artık kimin alıp kimin kafasını çevireceğini bir bakışta anlıyor, tahmininde doğru çıktıkça da zafer duygusu hoşuna gidiyordu.

 

Dört günden beri yanında getirdiği kova ve bezi, sular ılınmaya başlayınca kullanıyordu. Aslında yandaki büfeci abiye, suları dolabına koysun diye çok ısrar etmişti ama adam kabul etmemişti. ‘Ben kime satacağım o zaman’ demişti. O da haklı da sanki arabalara mı satıyor, yoldan geçenlere satıyor o. ‘Ben yoldan geçenlere karışmıyorum ki diye düşündü’ yine ama bir şey demedi.  Boyu çok uzamadığı için arabaların camının tamamına yetişemiyordu, yarısına kadar yetiyordu ancak. diğer yarısını silmek için arabanın öbür tarafına geçmesi gerekiyordu. Henüz hızlanamadığı için de ışık yeşile dönüyor ve işi yarım kalıyor ya para alamıyor ya da bir güzel azar yiyordu.

 

Aklına mahalleden Serhat’ı yanına almak geldi. ‘Onun boyu uzun, o camları silerken ben de suları satarım hatta eve gider ikinci postayı bile getiririm’ dedi kendi kendine ve bunu akıl ettiği için çok sevindi hatta arabalardan birinin ‘çekil lan’ diye bağırdığını bile duymadı.

 

Kaldırımın kenarına çöktü; bugün çok oyalanmadan eve dönmeyi planladı. Mahalleye gider gitmez Serhat’ı bulacaktı. Serhat kabul etmezse Naci vardı. Akşam olunca topladıkları paraları birleştirir kazancı da bölüşürlerdi diye düşündü.  ‘Ama ya gün sonunda paraları birleştirmeyi kabul etmezlerse, o zaman ne olacak?’

Sıkıldı bunları düşünmekten. Vermezse vermesinler diye savuşturdu:

‘Keşke o abla gelse yine, çikolata çekti canım. Alsam mı abiden?’

– Abi ya, bana bir çikolata versene yarın veririm sana.

– Yok oğlum, yürü git işine.

– Abi nolur ya canım çekti.

– La, yürü git zaten olmuşun tosun, daha nerene yicen!

 

Gözlerine biriken bir damla yaşı burnunu çekerek durdurdu. Boğazında büyük bir düğüm vardı. Herkesin tosun demesinden bıkmıştı ama napsındı, çok seviyordu çikolatayı.

‘Abla gelse keşke be’ diye geçti içinden.

Arabaların yavaşlamaya başladığını gördü; biraz birikince daldı aralarına, yarım açık bir pencere gördü:

– Abla, su?

– Su ister misin abi?

 

 

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s