st_badda

benim güzel abim. kollarında yürüyor gözlerim.

burası bir nehir, gölgesi gözlerimizin.

burası bizim.

Advertisements

Japon balığı

İçindeki nehirde duran balıklar, 
Yürüyerek geldiğin. 

Akşamla dönüyor, odanın içinde. 
Köpükler, yemyeşil bir yaprak avcunun üzerinde. 
Kanatlarının altında kocaman bir ülke var. 
Kalbimden doğan çocuklar, balıklar ve güller.

Sen, içimde büyüyen ormanlarsın. 
Benimle uyuyan gözlerin, kirpiklerimin arasında duruyor yüzün. 
Yıllardır sevmediğim yanakların var. Yıklardır sevebilirim. 
Sen böylesin, bu böyle. Bu benim, benimle.

  

dudağının kenarında

gün, güneş inmiş ayağının ucunda yatan adamın yüzüne.

gözünden burnunun ucuna parlayıp.

balkonun demirinde asılı kahverengi saksı. içerisinde kızılcık kan;

nardır ellerim.

adam uyuyor ayağının ucunda iki büklüm,

sabah vuruyor gözündeki kirpiğin ucuna,

uyanıyor dudağının kenarında.

sonra yürüyüp buradan; birlikte gidelim.

 

diye bir akşamüstü

Beni vur önce öldür beni.
Buluştuğumuz serinlik, karnımın ortasında avcun.
Soğuk içerimden geçip, ayaklarıma geliyor.
Kuytu kalmıyor, karanlık dağılıp.
Bir akşam üzeriydi geçip gittik, birbirimizden.
Beni gör sonra bırak beni.
Eyüp’te çay, İstiklal’de rakı. Nar’dım, ellerinde dağıldım.
Biz seninle hiç yürümedik. Hiç görmedik de baharı.
Beni duy sonra dinle beni.
..

Veda busesi

Biri burada durmalı, biri burada duruyor.

Kurduğum her cümleyle ilgili bir şey.
Hepsi senindi, hepsi sana.
Güzel şeyler kurmalı insan. Evvela güzel bir ev sonra vatan sonra kuşlar, ağaçlar ve benim en sevdiğim, varsa eğer gül ya da gülbeng.

Güzel birşeyler kurmalı, yaratmalı değil mi?

Dinlemediğin, inanmadığın her gün için teşekkürler.
Öptüğün defalarcası ve bıraktığın her an için.

gel gel

Çok zor. sevip de gönlün vermemek, verememek çok zor. oysa elleri içindir herşey. onun ellerine düşsün, onun ellerinde dursun diyedir kirpikler, sözler, günler, gökteki herşey.

sanki dünmüş, dün görmüşüm bugün yok. dün sevmişsem bugün niye yok?

sanki dündü, dün gözleri üzerindeydi, taç idi aş idi. burada beklediğiydi.

canıydı, can edeniydi.

ben biliyorum, kız çocuğu severmiş gibi sevilmeli.

ellerim ellerinin, kirpiklerim onun, yazmam onun için susmam onun.

ve arabeski sevmem, böyle arabesk dillenmem hep ondan, onun.

bir özlemektir bitsin, ne olur bitsin. özlemek neden bitmez?

bir imkansız ki ah! burası ah ulan ah diye inlemeli. buraya kadeh şakırtıları sığmalı ama neşenin, kavuşmanın.

hep aynı rüya hep aynı hayal:

onun kişileri var etrafımızda, ben kolunun altındaki gölgesiyim ya da karşısında baktığı. rakı benim için doluyor benim için boşalıyor. bir sevmek ki bilinmez, dipsiz bucaksız, upuzun geceler gibi, sonsuz.

rakı bana doluyor benim için boşalıyor. rakı, herkesin sevdiği o arabesk halden çıkıp bizim oluyor. biz arabesk olan herşeyi severiz, tespih döndürüyoruz gerekirse. bıçkın bir abiyiz, mahallenin en namuslu delikanlısı.

elimdeki nar’ı sevdiği o gündeymişiz yine. etrafımız kalabalık. gözlerinin ucunda bir sevgi var, bir ben görüyorum. kirpiklerimizden taşıp.

nasıl bir taşmaksa!

bol bol dua etmek lazımmış. Allah’a inanmıyorum. Bu gece bol bol dua etmek lazımmış. Ediyorum.

Baş’

Sırası değil, rüzgarın getirdiğini görüyor musun? Orada kavak ağaçları var, altında serin bir gölge ve güneş duruyor. duruyor.

Şimdi sırası değil, karşıdaki tarlanın üzerinde uçanları görüyor musun? Başak boyun eğmiş, duruyor ve duruyor.

Gün idi, ortasından iki beyaz kuş geçen. Şimdi hepsi geceye devrildi. Burada bin tane yıldız var. Avcun aç, dökeyim.

Ellerin ellerime sür, sonra yüzüme dokun. Parmaklarım burada ve bunların hepsi senindir.
Ellerin benimdir, ellerim senin.

Kirpiğimde sallanıyor bu yaş, bu yaş senindir, sen benim.

Hasret sandığında ipekten bir mendil

Alevi kelimesinin alevden geldiğini söyleyenler de ‘Ali’den geliyor ne alevi’ diye sinirlenip karşı çıkanlar da vardır. Kelimenin kökeni ne ya da bunun neden bu kadar mühim bilmiyorum. Bildiğim tek şey bizlerin, yani Alevi olanın da olmayanın da Osmanlı zamanında yalınayak Aleviliği anlatmaya çıkan ozanlardan beri ateşe atılıp yakıldığı.
Madımak’ın sadece Madımak olmadığı, Maraş’ın yalnızca Maraş’ta yaşanmadığı ve Dersim katliamının sadece Seyit Rıza ve oğlunu ipe asmadığı gibi.
Her yeni gelenle, gün ile güneş ile her anmada, her defa hepsi için, önce Ehlibeyt acısı sonra bebeği ağladığı için askerler duyup yerlerini bulur diye bebeğini boğan Dersim’deki o kadın ile.
Sivas, tıpkı Ehlibeyt, Maraş, Dersim katliamları gibi annemden babamdan bana kalan yaslardan biri. Ve bilmemek, hissetmemek, bir ayna nasıl kırılır görmemiş olmak gibi, imkansız imkansız.

‘Yine açıldı Hasret sandığı’

Sivas, bizim evde en çok Hasret Gültekin’in yokluğu oldu, neden bilmiyorum ama en çok onun türküleri dinlendi, onun yokluğu için ağlanıldı.
“Dışı eli yakar / İçi de seni /
Sona eklenmeli sözün öncesi /
Ayrılık gülüdür kör derelerin /
Bölünüp gidiyor nehir dediğin”
Sonra Nesimi babam, Metin abim, Koray Kaya henüz 12 yaşında ve yaşasa ablam olacak yaşa gelmiş olacak Gülsüm Karababa, Menekşe Kaya, Nurcan Şahin…
Evde çocuğunun dönmesini bekleyen anneler var. Kızı gelsin çayı koysun diye bekleyen. Ezan sesinde oyun oynandı diye onları yakanlar var, Allah’a hakaret diye, Alevi olmak, her nefesinde duasında Allah’ı sevmeyi öğütleyen Alevilik dinsizlik diye. Oğlu kışın okula gidecek diye bekleyen babalar var.

Günah keçisi

Ölümleri yüzünden suçlanan Aziz Nesin’in bu yükün altında nasıl ezildiği, ne hissettiği, sağlığını nasıl yitirdiği aklımda çok uzun zamandır. Sivas’ı, öfkeyi, merhameti algıladığımdan beri en çok bunu düşünüyorum.
Her manşette suçlanmak, her manşette. Bunu düşünüyorum ama ne işin içinden çıkabiliyorum ne de derdimi anlatacak cümleleri kurabiliyorum.
Ölürken ne düşündüğünü öyle düşünüyorum sadece.

‘İkiz badem içi’

Ben o zaman çok küçüktüm, anam, babam, ablalarım ne yaptı, yangın haberine kim nasıl ağladı bilmiyorum. Lakin şimdi çok büyüdüm. Babam hep gözlerimin önünde kalın siyah paltosuyla, annemin elinde bir mendil ile. Bunlar geçiyor gözlerimden. Her gittikleri anmanın aksesuarları bunlar olmuş.
O nedenle de bu sıcakta, o yangında aklımda hep o siyah palto ve bir mendil resmi çiziliyor. Hasret Gültekin merdivende, belki o paltoyu görüyor.
İnsanı insana anlatmak geçiyor içimden. Öyle yorgunum ki. Yaşamadığım tüm acıların altında bir ben mi varım yoksa hepimiz yanıyor muyuz bugün? Anlatmak istiyorum, diyeyim ki insan insana neden kıyar? Sizin Allah’ınız neden bu kadar cani ve adaletsiz. Diyemiyorum. Yani diyorum da anlatamıyorum galiba. Kurulmuş ezberi ben tek başıma bozamıyorum.
Metin abimin en sevdiğim şiirlerinden, aşk ve acıyı birlikte taşıdığımız yürektir ikiz badem içi. Hem kederi hem güzeli birlikte tuttuğumuz daldır aslında. Sonra büyür bir ağaca bölünür hani. İki yürek bir bahçada dururuz öyle diye anlatabilsem. Desem ki bu meşrudur, bu olur, sen bakma bana, aldırma ama bu mümkündür, desem…Diyemiyorum, yani diyorum da o ezberi tek başıma yıkamıyorum.

“Birimize bir şey olursa ne yaparız? dediler. Kalanlar, ölenler için şiirler yazar, dedi Metin.” Zerrin Taşpınar